14 Ağustos 2013 Çarşamba

ÜSLUPSUZLUK SEFALETİ

Ben “Huzur” romanına benzer bir roman yazsam. Konu, üslup, Tanpınar’dan aşırma olsa. Sadece kahramanların adını değiştirsem: Nuran, Mümtaz, Suat yerine Gizem, Barkın, Berkutay desem. Ne dersiniz?
Ben Van Gogh’un “Ayçiçekleri” tablosuna benzer bir tablo yapsam benzer kıvrımlar, sarının benzer tonları.... Sadece adını değiştirsem. “Ağlayan Ayçiçekleri” gibi arabesk bir isim bulsam.
Hem daha kaliteli boyalar kullansam. Ne dersiniz?
Ben bir heykel yapsam. Bir yere oturmuş başını iki elinin arasına almış bir adam olsa mesela. Bakan herkes Rodin’in “Düşünen Adam” heykelini hatırlasa. Adına da “Derin Düşünen Adam” desem. Ne dersiniz?
Bütün bunları yapmam benim tek bir özelliğimi gösterir: SEFALETİMİ, REZALETİMİ
Çamlıca tepesine yapılacak caminin planını, maketini görünce bunları hissettim. Aradan 500 yıl geçmesine rağmen Mimar Sinan’ın taklidinden kutulamamış insanlar güruhu. Bunlara mimar deniyor. Çağını yansıtacak hiçbir iz bırakamayacak kadar korkak ve üslupsuz tipler. Ve hükümran olanlar bu üslupsuzluk karşısında taş kesilmiş gibiler. Estetik hakkında fikirleri yok. Üslupsuzluk sefaletinin bir parçası olmuşlar. Eski hükümranlar bir benzerini Ankara’da yaptılar. Kocatepe… Sultanahmet’in kopyası. Peki ilgi yaratabiliyor mu? Tek bir turist gidip görmek istiyor mu? Gitmez çünkü taklidin görülmeye değer bir şey olmadığını bilir.
Size söyleyeyim, ben o Çamlıca’ya bir daha hiç uğramayacağım. Ben yine Süleymaniye’ye gideceğim. Geçmişe meydan okuyarak o güne kadar hiç denenmemiş bir üslupla Süleymaniye’yi yapan Sinan’a dua edeceğim. Beş yüz yıl sonra bile mimari senin ufkuna ulaşamadı diye üzüleceğim, dilimde elimde olmadan MFÖ mırıldanırken: Ah bu ben, kendimi nerelere koşsam, saklansam bir yerlerde, gizlice ağlasam, ah bu ben, kendimi nerelerde bulsam çekilsem sahillere hayaller mi kursam…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder