22 Şubat 2014 Cumartesi

BAŞBAKANIN İNTERNETLE İMTİHANI


Eskiden ne güzeldi, yazılı ve görsel medyayı ele geçirdin mi iş bitiyordu. İstediğin gibi propaganda yapabilirdin. Hani şehir efsanesidir, imamın keçisi çalınmıştır da medya “imam keçi çaldı” başlıkları atarak dindarları hedef almıştır, gibi… O zamanlar, medyanın başında kim durursa onun propagandası yapılır algısı hakimdi tabi ki. Akp de aynen bu algıya göre hareket etti. Yavaş yavaş gazete ve tv’ler alındı şimdi hoyratça alınıyor, aykırı gazetecilerin işlerine son verildi. Böylece ne yazması gerektiği konusunda gazeteciler terbiye edilmiş oldu. Yeni medyaya da ortaokul kompozisyonu seviyesinde yazılar yazan adamlar getirildi. Peki istedikleri oldu mu? Olmadı tabi ki.

Milyar dolarlar harcanarak alınmış onca gazete ve tv’lerin propagandalarını boşa çıkaracak baş belası bir internet vardı. Kontrol edilemeyen ve herkesin kafasına göre takıldığı bir alan. Akp bu alanı başından beri sevmedi ama asıl nefretini Gezi olayları sırasında oluşturdu. Gezi olayları sırasında her türlü kara propaganda sosyal medya tarafından yerle bir edildi. Yaşları 15 ile 25 arasında değişen ellerinde birer cep telefonuyla gazetecilik yapan bir nesil, milyar dolarlık medya grubunu alt etti.

Şimdi internet yasayla falan kontrol edilmek isteniyor. Ben bunu zorlama, çaresizce bir çaba olarak görüyorum. Çıkarılan yasa bu gençleri interneti kullanma yolunda daha becerikli hale getirmekten başka bir işe yaramaz. (Zaten becerikliler) Başbakanın internetin ruhunu anlayamadığı ya da anlamak istemediği aşikar. Bu yasa onu dünyanın gözünde ”yasakçı başbakan” yapmaktan başka işe yaramıyor. Yasalar ihtiyaçtan yapılır. Tabi ki iktidarın değil toplumun ihtiyaçlarından... Yapay bir şekilde oluşmuş bu yasaya ben şahsen iki yıl ömür biçiyorum. Fiili olarak zaten yaşamaz da yasal olarak diyelim.  

16 Şubat 2014 Pazar

BİR YETENEĞİ YOK EDEN HOLLYWOOD


Rocky serisinin ilk filmini izlediğimde henüz ergendim. Diğer ergen hemcinslerim gibi filmin aksiyonu damarlarımızda hızla devinen kana karışıvermişti. Açık söyleyeyim ergenken bile sinemaya akranlarımdan daha derinlikli bir bakışım vardı. Rocky’nin ilk filminde  beni asıl saran daha farklı bir şey vardı ve ben o zamanlar adını koyamıyordum. Sanata, sinemaya, estetiğe bakışım olgunlaşmaya başladığında kendime göre bir cevap buldum. Aslında uzun zamandır bu cevap bende duruyordu ama ne bileyim şimdi paylaşayım dedim.

Rocky 1, Stallone’nin hem senaryosunu yazıp hem oynadığı ilk filmidir. Ve gerçekten harika bir filmdir.  3. Sınıf bir aksiyon filmi değildir. Hollywood’da birçok boks filmi yapılmasına rağmen hiçbiri Rocky etkisi yaratamamıştır. Bence bunda gerçekçi bir insan hikayesi yatmaktadır. Amerika’nın arka sokaklarında yani kaybedenler mahallesinde yaşanan bir diriliş öyküsünü yalın bir anlatımla abartıya kaçmadan anlatır. Sevdiği kadın Adrian, güzel bir kadın değildir. Eli McGraw mükemmel oynamıştır Arian’ı. Ona ulaşmaya çalışması hayatının merkezine onu koyması, buz pateni alanındaki diyalogları son derece gerçekçi ve samimidir. Galiba bu üst perdeden olmayan anlatım, sıcak içtenlik, içimizde bir şeylerin kıpırdamasında çok önemliydi. Ve filmin sonunda Apollo Creed’i yenemez. Burası çok önemlidir. Tersinden bakarsak Apollo, Rocky’yi yıkamamıştır. Bu mesaj Rocky açısından "Yenemesem de ayaktayım, direndim, yıkılmadım" mesajıdır. Yoksa Amerikan şampiyonunu yenmenin bir inandırıcılığı olmazdı. Ve maçın sonunda “Adrian.... Adrian” diye bağırır. İşte hikayenin lirik ve romantik sahnesi tam burasıdır. Bu sesleniş, ne seslenişi bu haykırış, aşkın zaferden daha büyük olduğu anlamını seyirciye armağan etmesidir. Gözlerin bir parça buğulanması da bundandır.

Rocky’nin ilk filmiyle umulanın üstünde başarı ve gişe yapan endüstri, tabi ki devam filmlerini çekmeye başladı. İşte bu devam filmleri için iyi şeyler söyleyemeyeceğim. Milyon dolarları olan Stallone, devam filmlerinde, ilk filmde olduğu gibi yüreğinin değil film endüstrisinin sesine kulak verdi. Yine senaryosunu yazdığı ve yönettiği Rocky 3 son derece berbat, beyazların zencilerden üstün olduğu alt metni olan, ırkçı bir filmdi. Rocky 4 ise soğuk savaş döneminin Ruslara karşı uyguladığı emperyal bir kara propagandaydı. Müziklerinin dışında elle tutulur bir yanı yoktu.

Aynı hislerim Rambo serisi için de geçerlidir. İlk Kan adındaki ilk filmi, Vietnam dönüşü Amerikan askerinin travmatik durumunu ve toplumdaki değersizliğini anlatan bir filmdi. Birkaç iyi replik okurdum ama lafı uzatmayalım isterseniz. Ayrıca kendine has bir dille savaş karşıtlığını ifade ediyordu. Ama maalesef Rambo 2’de, sanki önceki filminin mesajından özür diler gibi Vietnemlıları kötü gösteren tipik Hollywood goygoyculuğuna soyundu. Rambo 3 Afganlıları kurtardığı için Müslümanların hoşuna gitti tamam da sinema dili olarak tipik "İyi adam kötü adamı döver" ucuzluğunda bir filmdi. Daha sonra sadece paraya ve popüler kültüre hizmet eden filmlere yöneldi. Yani bana göre doğmakta olan bir yetenek, Hollywood’un o dönemki boğucu karanlığında yok oldu gitti. Bilmiyorum belki de bu yolu isteyerek seçmiştir. Mutluluk getirdi mi bilinmez ama belki de önüne konan Benjamin Franklin resimli dolarlara hayır diyememiştir.

14 Şubat 2014 Cuma

HIFZI TOPUZ ve ERİYEN VİCDAN

Hıfzı Topuz’un yeni kitabı çıkmış. Adı da “Vatanı Sattık Bir Pula” Belki haberi olanlar vardır. Ben olmayanlar için söylüyorum. Vatanı bir pula satan adam kim olabilir??? Hıfzı topuz daha önce de böyle biyografik romanlar yazmıştı. Nazım Hikmet’in, Sabahattin Ali’nin ve Tevfik Fikret’in hayatlarını roman biçiminde anlatıyordu. Roman dediysem, adı roman. Yoksa gerçek roman kriterlerine göre roman demeye bin şahit lazım, o derece yani. Hani biyografi falan sıkılırım roman gibi olursa, türünden kitaplar işte.

Her neyse Hıfzı, son olarak bir büyük dava ve sanat adamının biyografik romanını yazıyor. Evet adı da “Vatanı Sattık Bir Pula” Vatanı bir pula satan kimmiş biliyor musunuz? Sıkı durun, NAMIK KEMAL. Vay canına! Cumhuriyet gazetesinin “Kitap” ekinde Hıfzı’nın röportajını okudum. Tabi orada Namık Kemal’i kötüleyemiyor. Büyük dava ve özgürlük savaşçısı falan diyor. Sonunda dilinin altındaki baklayı çıkarıyor. Hıfzı’ya göre Namık Kemal modernleşmeyi yanlış anlamış. Avrupa’ya gittiğinde sosyalist hareketlere ilgisiz kalmış ve Müslümanlıktan vazgeçmemiş. Tamam, bunu bir eleştiri olarak yöneltebilirsin. Sen modernleşmeyi öyle algılayabilirsin, hiç sorun yok. Zaten Jön Türklerin modernleşme anlayışı çok eleştirilmiştir. Hıfzı ilk olarak buna takmış.

İkinci olarak da Namık Kemal, 2. Abdülhamit’e övgü mektubu yazmış. Aslında ne kadar gerici olduğu buradan belliymiş. Namık Kemal 1888 yılında öldü. Yani 2. Abdülhamit’in otoriter rejimini görmedi bile. Jön Türkler 2. Abdülhamit’i  I. Meşrutiyet’i ilan edeceğine söz verdiği için desteklemişlerdi. Nitekim dediğini yaptı ve ilan etti. Kanun-u Esasi’yi hazırlattı. O günler için bu olay bir devrim niteliğindeydi. Birçok kişi bu yapılanları o yıllarda alkışlamıştı üstelik. Ayrıca Abdülhamit’ten mutasarrıflığı (valiliği)neden kabul ettiğini açıklayabilirim de uzun hikaye, şimdi ona gerek yok.
Şimdi sen, 48 yıllık ömrünün -çocukluk ve gençliğini çıkar-18 yılı zindanlarda sürgünlerde geçmiş Namık Kemal gibi bir vatanperver hakkında kitap yaz; kitabın adına da “Vatanı Sattık Bir Pula” de. İşte bu vicdansızlığın, insafsızlığın daniskasıdır.

“Felek, her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten”
diyen ve dediği gibi de yaşayan bu adamı tabi ki eleştirebilirsin ama onu anlatan bir kitap yazıp da kitabın adına o hezeyan cümleyi yazamazsın. Hıfzı Topuz gibi şark kurnazları, kitabın içinde över gibi yapar, sonra da nefretlerini kapağına taşıyıp asıl kitabı okumayanlar için algı yaratmaya çalışırlar.

Ömrünü eleştiriye ve özgür düşünceye adamış bir adam olarak eleştiriyle şark kurnazlığını ayırabilirim. Bunun ayrımına varın diye size de haber vereyim dedim.

11 Şubat 2014 Salı

TURGUT UYAR'IN BİR ŞİİRİ ÜZERİNE

Şiir yazmak için iyi şiirle buluşman lazım. "Hadi kitaba alışır belki" diye romanda popüler kültüre bir süre meyletmeni anlayabilirim. Ama şiirde asla. "Ritme temenna et" denirdi eskiden. Kötü şiir, zihin estetiğinin akordunu bozar. Onun için sevgili dostum iyi şiirle buluş. Bir de derinliği olan şiirle. Üzerine konuşmaktan bitkin düşeceğin şiirle...
Şu Tazeoğlu, Batman gibilerin yazdıklarını şiir zannediyorlar. Arabeskin makyajlanmış hali... Berbat bir ajitasyon.  Bu adamların  yazdıklarını sorun etmezdim ama yanlış yerden başlarsan, telafisi zor olur. Körpe beyinlere kezzap atmak gibi. Kendinizi koruyun.
O zaman Turgut Uyar'dan bir şiir okuyalım...İyi bir şiir... Bazıları bu şiir için "Zamanlaması manidar" diye düşünebilir. Endişelenmeyin, sakin olun, ben şiiri siyasete alet etmem...


DENGE


Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var



Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

                              Turgut Uyar