14 Kasım 2013 Perşembe

FİLM METAFORU


Filmler, misafirlere benzer. Onlarla harika vakit geçirirsiniz, gitme zamanlarını bilirler ve geriye hoşça geçen zamanın tatlı anıları kalır.
Diziler, diktatörlere benzer. Geldiklerinde iyi şeyler vaat ederler. Vaatleriyle bir süre oyalanırsın. Kalma süreleri uzadıkça sıkılmaya başlarsın, ama onlar daha da kalmak için türlü entrikalara başvururlar. Entrikaların sonu gelmeyince geçirdiğin onca güzel zamanın tadı da acılaşır. Ve zaman artık geçip bitsin dersin...

2 Kasım 2013 Cumartesi

GRAVİTY (YERÇEKİMİ)

Uzaylı filmleri severim, uzaydan iyi bir film karesi bile görsem yeter bana ama iyi bir kare. Bu yüzden Gravity’ye gittim. İyi ki de gitmişim. Bir uzay aracından bol bol seyrediyorsunuz dünyayı. Bilirsiniz uzaydan dünyamız muhteşem görünüyor, biraz uzaktan güzel bir tabloya bakıyormuşsunuz gibi… hele güneşin doğuşu çok hoştu. Yani görsel açıdan film doyurucuydu.

Bence filmin garip bir çekiciliği vardı ve bu çekiciliğin sadece görsellikle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bazı duygular yaşıyorsunuz ve bence bunu bilinçli olarak yapmak istemişler. Mesela dehşet bir sessizlik ve korkunç bir yalnızlık duygusu. Film insanın ruhuna bu duyguyu zerk ederek başlıyor. Kamera açıları bu yalnızlık duygusunu daha da pekiştiriyor. Sonsuz ve karanlık bir boşlukta yapayalnız kalmak fikri insanı ürpertmeye yetiyor. Aşağıya bakıyorsunuz kızılca kıyametin koptuğu dünya... ve sen yukarıda ürkütücü bir sessizlik ve yalnızlık içinde kalma fikriyle adrenalin salgılıyorsun.
Bunun dışında, filmi izlerken bazı yerlerde hiçlik duygusu sarıyor insanın ruhunu. Kocaman bir hiçlik. Çünkü sonsuz mekan küçülüp kafana girmiş durumda değil de sen küçülüp sonsuz mekanın içine giriyorsun. Ve düşünüyorsun:

Voyager uzay aracı, uzayı keşfetme yolculuğuna 1977’de gönderildi. 36 yıldır inanılmaz bir hızla yol almasına rağmen güneş sisteminin dışına henüz çıkabildi. Şimdi bizden 18 milyar km uzakta. Uzayın sonsuzluğuyla kıyaslandığında sanki yerinde sayıyormuş gibi. Voyager uzayı keşfetme yolculuğundaki hızı bizim özgürlükleri keşfetme hızımıza benziyor. Hızlı gittiğimizi düşünüyoruz ama yerimizde seyrediyoruz. 36 yılda başörtüsü konusunu henüz çözebildik. Yol uzun, hızımız yanıltıcı. Keşfetmemiz gereken daha çok özgürlükler var. Ruhban okulunun açılması, cem evlerinin ibadethane sayılması, kadın hakları, ana dilde eğitim… Gücü eline geçiren özgürlüklere karşı kendince korku duvarı örüp bir lütuf bir ulufe gibi küçük küçük dağıtmaya çalışıyor. Neden Voyager Güneş sisteminin dışında, neden biz hala bunlarla uğraşıyoruz? Kafamızı kurcalaması gereken asıl soru bu?

Gördüğünüz gibi bir film eleştirisinden siyasi konulara dümen kırıverdim. Bunu iyi yaparım. Yani konudan konuya atlamayı… Kısacası Gravity iyi filmdi.