Cemaat hükümet kavgasında tarafsanız ya da "dış güçler" e iman etmişseniz aşağıdaki yazıyı okumanıza gerek yok. yalın tarafsız bir bakış istiyorsanız bi bakın derim.
KAVGANIN BİRİNCİ NEDENİNE GELİNCE başbakanın ülkede kendinin dışında hiçbir gücü
kabul etmemesi ve her şeyi kontrol altına almak istemesidir. Askeri, polisi,
yargıyı, medyayı kontrolü altına aldı. Ak parti kadroları sınırlıydı. Bunları
yaparken kendisine en büyük yardımı yapan cemaatti. İşi bittikten sonra onun
ayrı bir güç olarak kalmasına izin vermek istemedi. Onun için cemaatin başına
kendisinin kontrol edebileceği bir kişiyi getirmek istedi. Dershanelerin kapatılma
çabası, cemaatin gücünün sınanmasıdır. Bu sınama riskliydi, başbakan bu riski
aldı. Cemaat ise daha önceki iktidarlar döneminde yeterince güçlü olmadığı için
onlarla uzlaşma yoluna gidiyordu. Şimdi ise gücünün farkındaydı ayrıca
hükümetin açıklarını biliyordu dolayısıyla o da risk aldı ve karşılık verdi. Sonra
ortalık toz duman…
ORTAK AKIL
Gerek hükümet gerekse cemaat ortak akılla yönetilmeyen tek
adamlı yapılardır. Bu yapılar güçlendikçe, ortak akılla hareket edilmediği için
hatalar yapar. Kutsanan liderlere hiçbir eleştiri getirilmediğinden liderin
şahsında tüm yapı kavganın aktörleri haline gelir. İşin aslı bu kavga
başbakanla hocaefendi kavgasıdır. Liderlerine sorgusuz bağlı olan kitleler de
kendilerini kavganın içinde bulmuşlardır. Tek adamlı yapılar sosyolojik olarak
sonunda tıkanırlar ve bu tıkanma bir bölünmeyle açılır ve parçalar halinde
yoluna devam eder. Uzlaşma, eleştiri ve demokrasi kültürü olmadığı için o
gruptan ayrılan bir liderin etrafında yeniden var olurlar. Sait Nursi’nin
etrafında toplanan Nurcuların onun ölümüyle parçalara ayrılması gibi… Milli
görüş hareketinin Erbakan’la başlayıp bölünmeyle AKP’ye dönüşmesi gibi. Oldukça
yara almasına rağmen yakın planda cemaatin bölünmesi zor gibi görünüyor. Ancak mutlaka
kendini bir sorgulamadan geçirecektir. Modern ve değişen dünyaya karşı eski
argümanlarla hareket edemezler.
Ancak hükümet bu
kavgadan daha zararlı çıkar ve bu iş en sonunda lider değişikliğine veya
bölünmeye gider. Buna en büyük kanıtım da son kabine değişikliğidir. Yeni
kabinedeki kişiler mutlak itaat şuurunda olan kişilerdir. Başbakan geceye
gündüz dese bile itiraz etmezler. Bu bir endişenin, etrafındaki kimseye
güvenmemenin göstergesidir. Başbakan kucaklayıcı olmadı, her eleştiriyi düşmanlık saydı. Sosyolojik değişimler akşamdan sabaha olmaz. Herkes,
her şeyin bir anda değişeceğini umuyor, bu yanlış. Seçimlerden sonra Akp’de
büyük bir değişimin olacağı bence çok açıktır.
ÇELİŞKİLER YUMAĞI
Ayrıca hükümet, cemaat yargıyı ele geçirmiş, paralel devlet
kurmuş diye feveran ediyor. Bana o kadar komik geliyor ki! Yıllarca birlikte
çalıştıkları ve vesayetleri birlikte devirdikleri mesai arkadaşlarını ilk kez
görmüş gibi yapıyorlar ya… Gerçekten insana bir gülme geliyor. Bu çelişkinin
“kefenciler” dışındakilere izah edilebilecek bir tarafı yok. Kendilerinin cemaat
tarafından mağdur edildiğine kamu oyunu ikna etmeye çalışıyor, bir kesimi de
ikna etmiş gözüküyorlar ancak yolsuzluk dosyaları orada dururken bu oyunu uzun
süre devam ettiremezler. Yargı tamamen hükümetin hegemonyasına girmişken adalete güven yerlerde sürünürken bu oyunu devam ettiremezler.
DANIŞMAN TAYFASI
Ben gezi olayları sırasında yazmıştım. Başbakan danışmanları
gezi konusunda tek bir argüman üretemediler. Danışman dediğin iyi zamanda lazım
değil ki. Ortam sıkışınca sana lazım olur. Sanat camiasından danıştığı ustalara
(!) da bakınca (Hülya Avşar’la Necati Şaşmaz) durum net anlaşılıyor. Bu
danışman tayfası gerçekten kötü sınav veriyor. Dersaneler konusunda o kadar
cahildiler ki işlerin bu aşamaya geleceğini öngöremediler. Sonra biri çıkıp “Orduya
cemaat kumpas kurdu.” dedi. Bütün geçmiş yargılamaların boşa çıkacağını
düşünemeyecek kadar düşüncesiz bir tip. Sonuçta onların suçu yok. Sen,
başbakanımızı telekinezi ile öldürmek istiyorlar diyen adamı başdanışman
yaparsan olacağı budur.
KAVGANIN İKİNCİ NEDENİ İSE cemaat açısından bakarsak, 35 yıl
boyunca tek tek insan insan bin bir emekle bin bir gizlilikle oluşturulan
kadroların tasfiye edilmeye çalışılması kavgayı büyütmüştür. 28 Şubat döneminde
de cemaat hedefteydi ancak hizmetin gücü onlarla savaşacak boyutta olmadığı
için cemaat savaşmayı değil uzlaşmayı seçmişti. Şimdi ise gücünün farkındadır
ve hükümetin açıklarını bilmektedir. Ayrıca hedefe Hocaefendinin konması
Hocaefendinin de kavganın baş aktörü olarak işin içine dahil olmasına neden
olmuştur.
SONUÇ: Bu kavgadan her ikisi de yaralı çıkar. Hükümetin
zararı şu olur: Otoriterleşme bütün ülkenin en rahatsız olduğu konudur.
Kefencileri saymazsak. Bir de yolsuzluk olayı var ki bunlar ortaya döküldükçe
hükümet geri dönülmez bir yola girecektir. Başbakan kızdıkça daha çok hata
yapıyor, yaşananlardan hiç ders çıkarmıyor. Sertlikle hoyratlıkla her şeyi yola
koyacağını zannediyor. Onu eleştirme ihtimali olanları yanından uzaklaştırıyor,
itaat şuuru tam olanları etrafına topluyor. Bence bu çöküşü hızlandıracaktır.
Ülke bu gergin ve kavga ortamından bıktı artık.
Cemaatin zararı ise şudur: Toplumun algısı bu
soruşturmaların dersane konusundan sonra ortaya çıkarıldığıdır. Eğer hükümet
cemaatle uğraşmasaydı, bu dosyalar ortaya dökülmezdi algısı cemaate zarar
verecektir. Şimdilik hükümetten hoşlanmayan çevreler cemaate itibar ediyor gibi
görünse de normale dönüldüğünde cemaatin devlet içindeki bu gücü
sorgulanacaktır. Bundan sonra ister Akp gelsin ister başka bir oluşum, hiçbir
hükümet içinde kontrol edilemeyen böyle bir yapı istemez. Cemaatin siyasete
fazlaca bulaşması stratejik bir hataydı. “Ölüleri bile diriltip oy verdirelim”den,
“Evlerinize ateş düşsün”e savrulmak geniş makul çevreler tarafından kolayca
hazmedilecek bir durum değil bence.
Evet, benim penceremden yaşananların yorumu kısaca böyle… Bekleyip
görelim.