Tanzimattan beri tartışılan cumhuriyet döneminde ulusalcı milliyetçi ve muhafazakar
kesim tarafından ateşlenen bir replik vardır bilirsiniz. “Batı’nın tekniğini
almalıyız kültürünü değil.” tartışması. Bu bana çok saçma ve komik gelir. Neden
mi?
Bu garip cümlenin paradoksu şudur: (Bak şimdi paradoks falan dedim. Paradoks da nedir? Çelişki deyip geçebilirdim, olmadı.)
Her neyse çelişki şurada: Batı’nın kültürünü bırakıp tekniğini alamazsın
arkadaş. Bu kafayla tekniğini sadece satın alırsın. Batılı da zaten bunu istiyor. Ben üreteyim
sen de satın al. Birini bırakıp diğerini almanın imkansızlığı şu temel gerçekte
yatıyor sevgili okur. (“Sevgili okur” dedim, fena olmadı hani.)
Bilim ve kültür üretmenin kaynağı özgür düşüncedir. Bir başka deyişle, tabuların
olmadığı düşünce sahasıdır. Kültürün de bilimin de kaynağı budur. Hatta kültür
ve sanat bilimden birkaç adım öndedir. Rönesanstan beri bakın Batı’nın
gelişimine sanat ve kültür bilimi peşine takmıştır. Burada hangisi büyüktür
tartışması yapmıyorum, hayır… Basitçe şunu söylüyorum. Batı’nın kültürü, bilim
üretmeye uygun ortamı ve zemini yaratmıştır.
Dolayısıyla birini aldık ötekini bıraktık gibi laflar tarihten,
sosyolojiden bihaber orta okul seviyesi konuşmalarıdır.
O zaman elimizde üç seçenek vardır.
1- Bilim ve kültürü birlikte alırız.
2- Kültürü almamak için
bilimi de almayız
3- Bilim ve kültürü kendimiz yaratırız.
Günümüzdeki
mevcut duruma bakarsak %60 1 numaralı seçenek, % 35 2 numaralı seçenek % 5 de 3
numaralı seçenek geçerli. Tabi bu benim kişisel gözlemim. Siz yüzdelere itiraz
edebilirsiniz. Amaç tabi ki 3 numaralı seçeneği güçlendirmek.
Bunu
yapabilmenin bendeki formülü düşünce özgürlüğünün önündeki BÜTÜN sınırları
kaldırmaktır. (Bütün'ü büyük yazmamdan ciddiyetimi anlamışsınızdır.) Üzerine
konuşup eleştirebileceğimiz HİÇBİR tabu bırakmamaktır. (Gördüğünüz gibi hiçbir
de büyük.) İnsanın yaradılış amacı da budur. Bu konuda mistik bir tartışma
görmek istiyorsanız blogumdaki şu yazıyı okuyabilirsiniz. http://ahmetuygurca.blogspot.com.tr/2014/12/iblis-neden-ozgur-birakildi.html
Düşünce özgürlüğü, hayatla ölüm gibidir.
Ortası, azı çoğu, genişi darı olmaz. Düşünce özgürlüğü, içinde sonsuzluk
kavramını taşır. Siz ne kadar düşünce özgürlüğünün sınırlarını genişlettim
deseniz de sonsuz karşısında okyanusta bir damla kadar kalır. Her şey tamam da
şuraya dokunamayız dediğinizde bu geri kalmışlığa devam etmenin imzası olur.