Günümüzde popüler olan hedeflerden biri de bilim adamı
olmaktır. Böyle bir sıfata sahip olmak az şey değildir hani. Benim buna bir itirazım yok. Benim zihnimi
meşgul eden bu itibar, hak edilmiş bir itibar mıdır?
Eskiden bilimler henüz bu kadar ayrışmamışken, yani
Aristo’yu Descartes’i, İbni Haldun’u, Ömer Hayyam’ı bilim adamı kabul ederken
bu insanların felsefeci, doğa bilimci, ilahiyatçı hatta sanat adamı olduğunu
biliyorduk. Evet, bu adamlar kelimenin tam anlamıyla bilgeydi. Evrene, doğaya,
hayata ve metafiziğe bütünlüklü bakabilme özellikleri vardı. Hayatı kavrayışları çok iyiydi..
Gelgelelim bilimler ayrıştı, küçüldü, kılcal damarlara kadar
detaya indi. Bu durum bir yandan parçanın en ince detayına insanoğlunun
hakimiyetini sağladı. Tamam bu güzel. Diğer taraftan bu detaylarla ilgilenen ve
adına bilim adamı dediğimiz hatta profesörlük ünvanı verdiğimiz kişileri
detaylara hapsetti. Mesela Guetemala dağlarında bir tür mantarı inceleyen ve bu
tezle akademik ünvanlar kazanan mantardan profesörler türedi. Bunun gerekli
olduğunu bilimin bu şekilde ileri gideceğini savunabiliriniz.
Ben aynı fikirde değilim. Pratikte baktığınızda bilim adamı
sıfatı verilen insanların nasıl sığ varlıklar haline geldiğini görebilirsiniz.
Lastikli ipe bağlanıp ileri fırlatılan bir top düşünün. Uygulanan kuvvetle
ileri doğru gider ama bir süre sonra geri döner. Bu örnekte olduğu gibi ivme
sona erdi ve top geri gelmeye başladı. Sistem cahil profesörler üretiyor. Hak
edilmemiş itibardan kast ettiğim tam da budur. Tezim genel bir değerlendirmedir
ve istisnaları her zaman mevcuttur.
Sonuç olarak ilkokul
mezunu cahil bir şeyhin peşinden giden profesörlere de rastlıyorsunuz, ekmeğin
bir kültür olduğundan habersiz, kahvaltıda peyniri turpla yiyin diyen
diyetisyen profesörlere de… Varlığını, gücün ve iktidarın varlığına armağan
eden profesörlere de rastlıyorsunuz, kendinden
önce oluşmuş birikimi asla eleştiremeyen, papağan gibi tekrarcı profesörlere
de… Kendi dar laboratuarında o kadar sıkışmış ki hayattan, aşktan, sanattan
kopuk yaşadığı için kırkından sonra ergen gibi davranan profesörlere de
rastlıyorsunuz.
Asıl sorun ne peki? 21. Yüzyıl sistemi, oluşan kurumları
yönetmesi, yönlendirmesi, kurgulaması için bu cahil profesörleri
görevlendiriyor. Cahil cahili üretir bağlamında bir paradoks çıkıyor ortaya… Adına
kandığımız bu adamların kurumları kısırlaştırdığı; kısırlaşan kurumların çözüm
üretemeyen insanlar yetiştirdiği bir paradoks…
Evet, söylemek istediğim buydu. Belki daha kısa yazıp
düşüncemi daha yalın ifade edebilirdim. Ama yapamadım. Üniversitedeyken başımda
hep bu cahil profesörler vardı deyip suçu onların üzerine atabilirdim. Yok
hayır, bu onların suçu değil, bu benim suçum.