23 Eylül 2014 Salı

BANA GÖRE MEVLANA ŞEMS İLİŞKİSİ

   Bu ikilinin ilişkisini tarih boyunca çok farklı şekillerde değerlendirdiler. Mesela en genel değerlendirme; iki din bilgininin dini konularda derinleşme arkadaşlığıdır. Bugünkü tavuk suyuna tirit tasavvufçular ise detaysız biçimde ve dahi kamuyu rahatsız etmeyecek şekilde Allah’a ulaşma yolculuğu olarak algıladılar. Bu algı o kadar soyuttur ki sadece dinlersin ve hakikate asla eremezsin. Günümüzde Elif Şafak ve Ahmet Ümit rivayetlerden yola çıkarak bir roman kahramanı yarattılar. Bu iki yazarın Mevlana Şems ilişkisini sadece roman türünün özelliği içinde değerlendirebilirim. Zira gerçeği aramak adına bir çabaları olmadığını o romanları okumuş biri olarak iyi biliyorum. Ellerinde roman malzemesi olarak gizem dolu bir ikili vardı bunu kullandılar ve kendilerince başarılı oldular.

   Sinan Yağmur diye bir yazar da bu ikiliyi ele aldı. Elif Şafak ve Ahmet Ümit’in laik kesimde yarattığı etkiyi Sinan Yağmur, biraz daha din sosuna bulayarak dindar kesimde yarattı ve kendince o da başarılı oldu. Sinan’ın romanını, roman türünden bile saymam ben ama onu okuyan kesimin “iyi roman” diye bir derdi yoktu zaten.

   Mevlana Şems ikilisini bize ilk tanıtan kişi Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabıyla Fuat Köprülüdür. Bu isim Türk bilim tarihinin en büyük isimlerindendir. Fuat Hoca, bu ikiliyi değerlendirirken hem o dönemin tarihi belgelerinden hem rivayetlerden hem Mevlana’nın eserlerden hem sosyolojiden hem de antropolojiden yararlanarak bir gerçek ortaya koyar. Asıl gerçek o kadar belgesiz ve o kadar uzaktadır ki ancak böyle bir metodoloji bize gerçeğin bir kısmını verebilir. Ancak asıl gerçek çok kişinin umurunda değildir. Bu, zihinsel bir çaba ve zihinsel bir emek ister. Halk, biz zihnimizi fazla yormadan rivayetlere inanalım olsun bitsin, der. Rivayetlerin arkasında nasıl bir anlam saklı, bunu diğer bilimsel veriler ne ölçüde destekler… Bu soruların bir önemi olmadığı için ve dahi Mevlana üzerine yazılanlar zahmet gerektirmediğinden her türlü satar.
   Ben de Fuat Hoca’nın metodolojisini dikkate alarak uzun zamandır bu ilişki üzerine kafa yoruyordum. Bu ilişkinin bencesini ve rivayetlerin aslında ne demek istediğini anlatacağım. Ancak önce tasavvufun ve tasavvufçuların tarihi süreçte nasıl değerlendirildiklerini belirtmek istiyorum. (Çok akademik bir üslup oldu bunun için kendimi asla affetmeyeceğim) Tasavvufçular toplumun genel değerlerini hiçe sayan dolayısıyla toplumla devrin idaresiyle kavgalı kimselerdir. Hatta Nesimi, Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedrettin gibi tasavvufçular dönemin genel bakışının, ahlak anlayışının ve siyasi yapısının karşısında oldukları için din adına öldürüldüler. Bu yüzden Mevlana Şems ilişkisi “halka rağmen” gelişen bir ilişkidir. Şems’den önce Mevlana ve Şems’den sonra Mevlana çok farklıdır. Şems Mevlana’yı tasavvufla buluşturmadan önce içindeki “gelenek (halk)” putunu yıkmak için bir tür sınavdan geçirir. Bir örnek vereyim. Rivayetlerde geçer ki:

Şems, Mevlana’ya şöyle der:
“ Konya kerhanesinde bir kadın var, (Çöl Gülü)… mutsuz, acı içinde mazlum. Git sahibinden onu satın al ve getir evine. Onun hamisi (koruyucusu) ol. Bu evde sen bak”

Mevlana : “Ben nasıl giderim oraya Konya’nın vaizi olarak. Hem insanlar ne düşünür. Ne bilecekler benim onun hamisi olduğumu ya yanlış anlarlarsa.
Şems: “Yapacağın bu işte Allah’ın rızasına mani bir şey mi var?”

Mevlana: “Hayır tabi ki öyle bir şey yok bilakis Allah da hoşnut olur”
Şems: “Anladım insanların rızasına mani bir şey var! O zaman karar ver Celaleddin-i Rumi SENİN TANRIN KİM?

   İşte Şems önce Mevlana’daki halk putunu kırmıştır. Ona gerçek tanrının kim olduğunu göstermiştir. Yapbozun eksik parçası budur. Nasıl ki devrin iktidarları Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi, Şeyh Bedrettin’i öldürdüyse Şems’ten ve onun dönüştürdüğü Mevlana’dan nefret etmiştir. Bakmayın siz bugün el üstünde tuttuklarına. Bugün kafalarda yaratılan Mevlana’nın toplumu harekete geçirme konusunda bir etkisi kalmamıştır. Yüzyıllar içerisinde uydurma rivayetlerle Mevlana’yı pasifize ederek tatlı su tasavvufçusu haline getirmişlerdir. Mesnevi’deki ve Fihi Ma Fih’deki siyasi eleştiriler kimsenin pek umuruna gelmez. Dönemin siyasi yapısının ondan hoşlanmadığından eminim. Bunun sonucu olarak da dönemin derin devleti Mevlana yerine Şems’i öldürerek bana göre Mevlana’ya da mesaj vermek istemiştir.
   Rivayetler Mevlana’yı gerçekten o kadar uzaklaştırmıştır ki olayın bu yönüne kimseyi dokundurmazlar. Bugün kapitalizmin tüketim aracı haline getirilen Mevlana, eserleri üzerinden değil de rivayetler üzerinden ele alınıyor. Bu haliyle kimseyi özellikle iktidarları ve kafa konforunu bozmak istemeyen masal dinleyicilerini rahatsız etmiyor. Aşk ve sevgi kavramlarını kullana kullana içini boşaltmış ve Şems’in öldürülmesini de romantizme bağlamış Mevlana satıcılarına gün doğmuş oluyor.

   Ben Mevlana’nın eserlerine de eleştirel bir gözle bakıyorum. Ancak bugün özellikle Mevleviler ona dokunulmazlık elbisesi giydirerek bir şirk figürü haline getiriyorlar.

   Bi düşünün çelişki şurada: Eğer Şems, Mevlana’yı dönemin saygın din adamından aykırı bir tasavvufçuya dönüştürdü ise Nesimi’nin Şeyh Bedrettin’nin, Hallac-ı Mansur’un akıbeti onu da bulmalıydı.

1 yorum: