...O benim babam ama o Çetin Altan.
Onun yazdığı ve söylediği cümleler belirledi benim hayatımı.
Babaca değildi öğütleri hep yazarcaydı.
“Yazıya ihanet etme” dedi, “bu ihanetlerin en büyüğüdür.”
Bir yazarı izleyerek büyüdüm.
Yukarıdaki cümleler Ahmet Altan'a ait. Benim için esaslı cümle "Yazıya ihanet etme." cümlesidir. Bu cümleyi okuduktan sonra bakın aklıma ne geldi.
Bir gün Refik Halit'le Yakup Kadri, dostları Ahmet Haşim'in Kadıköy'deki evine giderler. Ülke zor günler geçiriyordur. Koca bir imparatorluk parçalanma sürecine girmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın homurtuları işitilmektedir... Yakup Kadri, Ahmet Haşim'e "Hadi dostum artık gidiyoruz." der. (Bu üçlü "Sanat şahsi ve muhteremdir" felsefesinin hakim olduğu Fecr-i Ati topluluğunun gençleridir.) Ahmet Haşim "Nereye gidiyoruz." diye sorar. Yakup Kadri "Milli edebiyat cephesine." der. Ahmet Haşim haklı olarak NEDEN sorusunu sorar. Yakup Kadri ona der ki: "Sevgili dostum görmüyor musun ülke kan gölü her yer yangın yeri. Bizler de bir şeyler yapmalıyız. Kalemimiz, şiirimiz bu yangını söndürmek için var olmalı. Memleketin sanatçıları olarak bize düşen vazife bu değil mi?"
Haşim, Refik Halit'e bakar ve "Sen de mi böyle düşünüyorsun." der. Refik Halit "Evet dostum, sanat muhteremdir ama artık şahsi değildir, toplumcudur." diye cevap verir.
Haşim kahvesinden bir yudum alır ve onlara şöyle bir tirad geçer: "Sevgili dostlarım! Size güle güle. Ben hiçbir yere gitmiyorum. Evet memleketimizin durumu iyi değil. Yangın, her yeri sarmış; hakkınız var. Bu yangının sönmesi için Ahmet Haşim'in şu naçiz bedeni lazımsa ben canımı seve seve bu vatana feda ederim. Ama şiirimi bu uğurda asla feda etmem. Sizin şiiriniz bu yangını söndürürken kül olup gidecek. Ben sonsuza şiir yazıyorum. Ve ona zinhar ihanet etmem. Şartlar ne olursa olsun.
Ve Haşim, bıyıkları daha yeni yeni terlemeye başladığı yıllarda inandığı bu şiir felsefesinden, 49 yaşında son nefesini verinceye kadar hiç vazgeçmedi. Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul'un şiirimizi yozlaştıran gazına hiç gelmedi. Ahmet Haşim'in şiiri, sonsuza giden trenin birinci mevkiinde yerini aldı. Tabi diğerlerinin şiirleri kül olup yağmurlarla toprağa karıştı ve kayboldu.
Bu arada kısa bir not: Ahmet Haşim Çanakkale Savaşı'da cepheye gitti, savaştı. Milli edebiyat diye ortalığı inletenlerin hiçbirini ne Osmanlı ordusunda ne de Kuvay-ı Milliye de göremedik. Her şey bittikten sonra içindeki faşist ırkçıyı milliyetçilikle perdeleyen bazı sanatçı döküntüleri Bağdat doğumlu Ahmet Haşim'le "Arap uşağı" diye dalga geçmeye kalktılar. Bir tek Ahmet Haşim'i çağdaşlarının topuna değişmem.
Çetin Altan'dan yola çıkmıştık. Rahmetlinin mizahına, ironisine, üslubuna bayılırım. Romandan öyküye köşe yazısından denemeye yazının her alanında at koşturan iki adam tanıdım. Biri Refik Halit diğeri de Çetin Altan. Eline kalem almak isteyenlerin bu iki üstada uğramaları elzemdir.
Bir kısa not daha: Refik Halit Milli edebiyat cephesinde yer edinemedi. O da yalnız kurtlardandır.
Bir kısa not daha: Refik Halit Milli edebiyat cephesinde yer edinemedi. O da yalnız kurtlardandır.