Siyasetin
en kullanışlı argümanıdır düşman. O varsa hemen hemen sorun yok gibidir. Acayip
bir beyin konforu sağlar.
Eğer
düşünmeyi sevmeyen bir kitleniz varsa bu siyaseten iyi haber. İcraatlarınızı
analiz edecek, olumluları terazinin bir kefesine olumsuzları diğerine koyacak,
geleceğe ait projeksiyon belirleyecek, hatalara yaratıcı ve yapıcı tepkiler
ortaya koyacak falan… Açıkçası uzun iş. Bunlara gerek yok. Her türlü olumsuz
icraatın üstünü örtecek olan duygu, esaslı bir düşmana sahip olmaktır. Düşman
varsa gerisi teferruattır.
Bunun
temelinde insanın en kadim içgüdüsü yatmaktadır: Güvenlik. İlk insandan beri
aslolan güdü hayatta kalmaktır. Eğer bir düşmanın varsa hiçbir şey bu korunma güdüsünün
üstüne çıkamaz. O düşmanla baş etmek için her şeyi göze alabilirsin. Gerekirse
kanunları bile hiçe sayarsın. Güvenlikten önemli bir şey yoktur artık. İktidar
sosyolojisi, toplumun yumuşak karnı olan
bu durumu iyi bilir ve hep oraya çalışır.
Dış
düşman daha kullanışlıdır. Yıllarca iktidarlar dış düşman tehdidini doyasıya
kullanmışlardır. Dış düşmanı tanımazsın bu yüzden tehlike dozunu iktidar
ayarlayabilir. Sarı alarm mı, kırmızı alarm mı artık nasıl bir yoğunluklu
istiyorlarsa…
Baktınız
dış düşmana rağmen işler iyi gitmiyor o zaman iç düşmanları da devreye
sokarsınız. Ateşli nutuklar, medya desteği, iyi kurgulanmış komplo teorileri
istediğiniz düşman algısını yaratabilir.
Bir
de tek düşman durumu kanıksamaya yol açabilir. Elinin altında hazır birkaç
düşman olmalı ki –bu eskilerden de olabilir- gerektiğinde hemen devreye
sokabilmelisin. Geçmişi biraz karıştır neler çıkar! (Komünizm, İrtica, Ergenekon,
din düşmanları, paralel…)
Soğuk
savaş dönemi hep böyle geçmişti. George Orwell’ın 1984 romanını yazması
bundandır. Ne harika bir romandır. Keşke okullarda ders olarak okutulsa! (Neler
söylüyorum Allah’ım)
Herkes
düşman bellediği kitlenin düşmanlığına inanmıştır. Ne inanması iman etmiştir.
Buna yapacak bir şeyim yok.
Ben
iktidarların düşman üreten politikalar mı barışçıl politikalar mı ürettiğine
bakarım. İkincisi zor bir yoldur, konforu yoktur. Birincisi ise işler iyi
giderken değil de zayıflamaya başladığın zaman ortaya çıkarılır.
Aklıma
bir hikaye geldi onunla bitireyim isterseniz belki havayı yumuşatırım biraz.
60’larda
Amerika’nın bu düşmancı politikaları dış düşman olarak zavallı Vietnam’ı
seçmişti. Dünya boks şampiyonu aykırı Muhammed Ali’ye “Vietnam’a gidip ülken
için savaşacaksın.” dediler. Muhammed Ali zeki adamdı. Cumhuriyetçi kalantor
politikacıların komplo teorilerini yemedi ve mahkemeye şöyle haykırdı: (Lirizm
yaratmaya çalışıyorum.)
20
bin mil uzaktaki Vietnam’a gidip savaşmayacağım. Hiçbir Vietnamlı bana “Zenci”
demedi, benim inançlarıma saygısızlık etmedi. Benim savaşım burada Amerika’da.
Ben burada kalıp sizinle savaşacağım.
Kabul
edelim iyi hikayeydi. Mesajı da fena değil hani!
Şimdi
bu pencereden bakıp iktidarın ürettiği düşmana karşı çıkan Muhammed Ali’yi
haklı görebiliriz. Hazır karşı pencereye geçmişken bir de oradan kendimize
baksak…
George Orwell toplumları uyarmak için yazmıştı ama geniş kitlelerin büyük kısmı bu kitaptan habersiz,ama lider kadrolar bunları okuyor veeee kendilerine diyorlar ki;hmmm iyi fikir.Sonuç Orwell'ın amacının tam tersi oluyor.Orwell amca bu yönünü hiç düşünmemişti.
YanıtlaSilGeorge Orwell toplumları uyarmak için yazmıştı ama geniş kitlelerin büyük kısmı bu kitaptan habersiz,ama lider kadrolar bunları okuyor veeee kendilerine diyorlar ki;hmmm iyi fikir.Sonuç Orwell'ın amacının tam tersi oluyor.Orwell amca bu yönünü hiç düşünmemişti.
YanıtlaSil