8 Ekim 2015 Perşembe

DÜŞMANIM OLMADAN ASLA..

   Siyasetin en kullanışlı argümanıdır düşman. O varsa hemen hemen sorun yok gibidir. Acayip bir beyin konforu sağlar.
   Eğer düşünmeyi sevmeyen bir kitleniz varsa bu siyaseten iyi haber. İcraatlarınızı analiz edecek, olumluları terazinin bir kefesine olumsuzları diğerine koyacak, geleceğe ait projeksiyon belirleyecek, hatalara yaratıcı ve yapıcı tepkiler ortaya koyacak falan… Açıkçası uzun iş. Bunlara gerek yok. Her türlü olumsuz icraatın üstünü örtecek olan duygu, esaslı bir düşmana sahip olmaktır. Düşman varsa gerisi teferruattır.
   Bunun temelinde insanın en kadim içgüdüsü yatmaktadır: Güvenlik. İlk insandan beri aslolan güdü hayatta kalmaktır. Eğer bir düşmanın varsa hiçbir şey bu korunma güdüsünün üstüne çıkamaz. O düşmanla baş etmek için her şeyi göze alabilirsin. Gerekirse kanunları bile hiçe sayarsın. Güvenlikten önemli bir şey yoktur artık. İktidar sosyolojisi,  toplumun yumuşak karnı olan bu durumu iyi bilir ve hep oraya çalışır.
   Dış düşman daha kullanışlıdır. Yıllarca iktidarlar dış düşman tehdidini doyasıya kullanmışlardır. Dış düşmanı tanımazsın bu yüzden tehlike dozunu iktidar ayarlayabilir. Sarı alarm mı, kırmızı alarm mı artık nasıl bir yoğunluklu istiyorlarsa…
Baktınız dış düşmana rağmen işler iyi gitmiyor o zaman iç düşmanları da devreye sokarsınız. Ateşli nutuklar, medya desteği, iyi kurgulanmış komplo teorileri istediğiniz düşman algısını yaratabilir.
   Bir de tek düşman durumu kanıksamaya yol açabilir. Elinin altında hazır birkaç düşman olmalı ki –bu eskilerden de olabilir- gerektiğinde hemen devreye sokabilmelisin. Geçmişi biraz karıştır neler çıkar! (Komünizm, İrtica, Ergenekon, din düşmanları, paralel…)
   Soğuk savaş dönemi hep böyle geçmişti. George Orwell’ın 1984 romanını yazması bundandır. Ne harika bir romandır. Keşke okullarda ders olarak okutulsa! (Neler söylüyorum Allah’ım)
   Herkes düşman bellediği kitlenin düşmanlığına inanmıştır. Ne inanması iman etmiştir. Buna yapacak bir şeyim yok.
   Ben iktidarların düşman üreten politikalar mı barışçıl politikalar mı ürettiğine bakarım. İkincisi zor bir yoldur, konforu yoktur. Birincisi ise işler iyi giderken değil de zayıflamaya başladığın zaman ortaya çıkarılır.
   Aklıma bir hikaye geldi onunla bitireyim isterseniz belki havayı yumuşatırım biraz.
60’larda Amerika’nın bu düşmancı politikaları dış düşman olarak zavallı Vietnam’ı seçmişti. Dünya boks şampiyonu aykırı Muhammed Ali’ye “Vietnam’a gidip ülken için savaşacaksın.” dediler. Muhammed Ali zeki adamdı. Cumhuriyetçi kalantor politikacıların komplo teorilerini yemedi ve mahkemeye şöyle haykırdı: (Lirizm yaratmaya çalışıyorum.)
   20 bin mil uzaktaki Vietnam’a gidip savaşmayacağım. Hiçbir Vietnamlı bana “Zenci” demedi, benim inançlarıma saygısızlık etmedi. Benim savaşım burada Amerika’da. Ben burada kalıp sizinle savaşacağım.
Kabul edelim iyi hikayeydi. Mesajı da fena değil hani!

   Şimdi bu pencereden bakıp iktidarın ürettiği düşmana karşı çıkan Muhammed Ali’yi haklı görebiliriz. Hazır karşı pencereye geçmişken bir de oradan kendimize baksak…

2 yorum:

  1. George Orwell toplumları uyarmak için yazmıştı ama geniş kitlelerin büyük kısmı bu kitaptan habersiz,ama lider kadrolar bunları okuyor veeee kendilerine diyorlar ki;hmmm iyi fikir.Sonuç Orwell'ın amacının tam tersi oluyor.Orwell amca bu yönünü hiç düşünmemişti.

    YanıtlaSil
  2. George Orwell toplumları uyarmak için yazmıştı ama geniş kitlelerin büyük kısmı bu kitaptan habersiz,ama lider kadrolar bunları okuyor veeee kendilerine diyorlar ki;hmmm iyi fikir.Sonuç Orwell'ın amacının tam tersi oluyor.Orwell amca bu yönünü hiç düşünmemişti.

    YanıtlaSil