Şimdi
soruyorlar ya İslam dünyasında durum neden böyle diye. Bunun tek bir cevabı yok
ama önemli bir nedenini kısaca anlatayım.
Uzun
yıllar önceydi. 12. Yüzyılda İslam dünyası henüz bu durumda değilken Gazali ve
İbni Rüşd arasında yaşanan ve fikren İbni Rüşd’ün, siyaseten Gazalinin kazandığı
çok önemli bir tartışma yaşandı. Şimdi siz bu tartışmanın ayrıntılarına girmek
için bir felsefe ya da ilahiyat forumlarına girseniz veya bu konuda akademik
bir makale okursanız akademik üslup yüzünden (üslupsuzluk mu desem)
sigortalarınız atabilir. Elimden geldiğince ve dahi felsefi kavramlara girmeden
şu önemli tartışmayı anlatma niyetindeyim.
Basitçe
anlatmak gerekirse bu tartışmanın temeli determinizmdir. (Determinizm de nedir
arkadaş!) Determinizm nedensellik demek. Sanırım nedensellik kavramını da biraz
açmamamız gerekecek.
Gazali,
felsefe yapanları, felsefede ileri gidenleri eleştirmek için TEHAFÜT- EL
FELASİFE adlı eserini yazmıştır. Kitabın Türkçe adı FELSEFENİN TUTARSIZLIĞI’dır.
Bu eserinde filozofların savunduğu nedenselliği eleştirir. Filozoflar evreni,
maddeyi ve varlık alemini “NEDEN” sorusunu sorarak anlamaya çalışırlar. Örneğin
“Yağmurun yağma nedeni nedir?” sorusunu sorup cevap olarak bulutların varlığını
görür. “Bulut neden oluşur?” sorusunu sorup ısınmayla oluşan su buharı olarak
açıklar. “Su neden buharlaşır?” sorusunu sorup onu da başka bir sebeple açıklar. Bu
sorular uzayıp gider. Ta ki evrenin ve insanın yaradılışına kadar gider. Bazı
sorulara bazı nedenler bulunur, bulunamıyorsa bu durum henüz araştırmaya muhtaç
der ve bütün doğa olaylarını birbirini tetikleyen sebeplerle açıklar. İbni
Rüşd’ün TEHAFÜT-EL TEHAFÜT yani Gazali’nin kitabına eleştiri olarak yazdığı TUTARSIZLIĞIN
TUTARSIZLIĞI adlı kitabında savunduğu da budur. “Allah'ın sünnetinde bir
değişiklik göremezsiniz” Fatır/43 ayetini delil olarak gösterir.
(Allah’ın sünnetini doğa kanunları diye açıklayabiliriz.)
Gazali
ise buna itiraz eder. Doğa olaylarının sadece sebeplerle açıklamanın evreni
anlama açısından yetersiz olduğunu Allah’ın sürekli bir yaratım içinde olduğunu
sebeplere dayanmayan ve Allah’ın iradesiyle gerçekleşebilecek birçok olay
olduğunu öne sürer.
Tabi
o dönemlerde galaksiler, atomlar, atom altı parçacıklar falan bilinmediği için
nedensellikle açıklamalar yaptığınızda doldurmak zorunda olduğunuz çok fazla
boşluk kalıyordu. Gazali ise bu boşlukları Allah’ın iradesi kapsamında
dolduruyordu. İbni Rüşd de inançlıydı, Allah’ın iradesini kabul ediyor ancak
kendi koyduğu kanunlara müdahale etmeyeceğini söylüyordu.
Bu
tartışma bu düzeyde kelami bir tartışma olarak kalsaydı bir problem yoktu.
Ancak Gazali böyle düşünenleri TEKFİR etti. Ortaçağdaki papazların
Hristiyanları aforoz ettiği gibi Gazali de filozofları tekfir etti yani dinden
çıkarttı. Dinden çıkarma basit bir olay değil o dönemki İslam şeriatında sonu
ölümle biten bir yargılamadır.
İşte
benim Gazali’ye birinci eleştirim onun filozofları tekfir etme anlayışıdır. Bu
durum filozofların ensesinde Demokles’in kılıcı gibi durmuştur. TEKFİR kılıcı
İslam dünyasında düşünürlerin çıkmasının önündeki en büyük engellerden biri
olmuştur. Açıkçası o dönemin siyaseti bu durumdan yararlandı. Her şeyi
sorgulayan her şeyi merak eden vatandaştansa; “Vardır bir hikmeti” deyip işine
bakan vatandaşı iktidarlar daha çok sever. Gazali’ye, siyaseten kazandı demem
bundandır. 13. Yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde kitapları okutulan
düşünürler yetiştiren İslam coğrafyası bu yüzyıldan sonra kendi etrafına
taassubun, hurafenin kalelerini örmeye başlamıştır.
Gazali’ye
İkinci eleştirim de İHYA-YI ULUM-UD DİN adlı eseridir. Kitabın adını “Din İlimlerinin
Diriltilmesi” diye çevirebiliriz. Bilimin, fen bilimleri ve din bilimleri diye
ayrılması İslam dünyasının en büyük sorunlarından biridir. Adeta bir yıkımdır. Kuran’da
“ayet”in anlamı sadece Kuran’ın cümleleri için kullanılmaz. Doğa kanunları da
ayettir. “Ayet”in kelime anlamı işaret demektir. Yani ipucu. Anlamak için
işaretleri takip etmen gerekir. Buradan yola çıkarsak varlık alemini, doğayı,
evreni anlamakla Kuranı anlamak farklı şeyler değildir. Kuran, “Din İlimleri”
kategorisi yaratılarak fen bilimlerinden ve sosyal bilimlerden koparıldı. Bir
sürü cahil tip, din alimi olup çıktı insanların karşısına. Etrafınıza bakın.
İslam coğrafyasında Din alimi denen adamlardan bol bir şey yok. Bu adamların
insanlığa ne katkıları var.
Bana göre İslam coğrafyasının epey bir zamandır içine düştüğü acıklı durumun önemli tarihsel nedenlerinden biri de budur.
Bana göre İslam coğrafyasının epey bir zamandır içine düştüğü acıklı durumun önemli tarihsel nedenlerinden biri de budur.
Şimdi
13. yüzyıldan kalkıp günümüze olayı bağlayıveririm ama bu, zekanıza hakaret
olur. Bundan sonra top sizde.
Benimkisi yorum değil, bilmediğim bir konuda beni aydınlattığın için teşekkür ediyorum. Alaeddin Tandoğan.
YanıtlaSil