1 Ekim 2015 Perşembe

BÜYÜK SORUN: GAZALİ

   Şimdi soruyorlar ya İslam dünyasında durum neden böyle diye. Bunun tek bir cevabı yok ama önemli bir nedenini kısaca anlatayım.
   Uzun yıllar önceydi. 12. Yüzyılda İslam dünyası henüz bu durumda değilken Gazali ve İbni Rüşd arasında yaşanan ve fikren İbni Rüşd’ün, siyaseten Gazalinin kazandığı çok önemli bir tartışma yaşandı. Şimdi siz bu tartışmanın ayrıntılarına girmek için bir felsefe ya da ilahiyat forumlarına girseniz veya bu konuda akademik bir makale okursanız akademik üslup yüzünden (üslupsuzluk mu desem) sigortalarınız atabilir. Elimden geldiğince ve dahi felsefi kavramlara girmeden şu önemli tartışmayı anlatma niyetindeyim.
Basitçe anlatmak gerekirse bu tartışmanın temeli determinizmdir. (Determinizm de nedir arkadaş!) Determinizm nedensellik demek. Sanırım nedensellik kavramını da biraz açmamamız gerekecek.
   Gazali, felsefe yapanları, felsefede ileri gidenleri eleştirmek için TEHAFÜT- EL FELASİFE adlı eserini yazmıştır. Kitabın Türkçe adı FELSEFENİN TUTARSIZLIĞI’dır. Bu eserinde filozofların savunduğu nedenselliği eleştirir. Filozoflar evreni, maddeyi ve varlık alemini “NEDEN” sorusunu sorarak anlamaya çalışırlar. Örneğin “Yağmurun yağma nedeni nedir?” sorusunu sorup cevap olarak bulutların varlığını görür. “Bulut neden oluşur?” sorusunu sorup ısınmayla oluşan su buharı olarak açıklar. “Su neden buharlaşır?” sorusunu sorup onu da başka bir sebeple açıklar. Bu sorular uzayıp gider. Ta ki evrenin ve insanın yaradılışına kadar gider. Bazı sorulara bazı nedenler bulunur, bulunamıyorsa bu durum henüz araştırmaya muhtaç der ve bütün doğa olaylarını birbirini tetikleyen sebeplerle açıklar. İbni Rüşd’ün TEHAFÜT-EL TEHAFÜT yani Gazali’nin kitabına eleştiri olarak yazdığı TUTARSIZLIĞIN TUTARSIZLIĞI adlı kitabında savunduğu da budur. “Allah'ın sünnetinde bir değişiklik göremezsiniz” Fatır/43 ayetini delil olarak gösterir. (Allah’ın sünnetini doğa kanunları diye açıklayabiliriz.)
   Gazali ise buna itiraz eder. Doğa olaylarının sadece sebeplerle açıklamanın evreni anlama açısından yetersiz olduğunu Allah’ın sürekli bir yaratım içinde olduğunu sebeplere dayanmayan ve Allah’ın iradesiyle gerçekleşebilecek birçok olay olduğunu öne sürer.
Tabi o dönemlerde galaksiler, atomlar, atom altı parçacıklar falan bilinmediği için nedensellikle açıklamalar yaptığınızda doldurmak zorunda olduğunuz çok fazla boşluk kalıyordu. Gazali ise bu boşlukları Allah’ın iradesi kapsamında dolduruyordu. İbni Rüşd de inançlıydı, Allah’ın iradesini kabul ediyor ancak kendi koyduğu kanunlara müdahale etmeyeceğini söylüyordu.
   Bu tartışma bu düzeyde kelami bir tartışma olarak kalsaydı bir problem yoktu. Ancak Gazali böyle düşünenleri TEKFİR etti. Ortaçağdaki papazların Hristiyanları aforoz ettiği gibi Gazali de filozofları tekfir etti yani dinden çıkarttı. Dinden çıkarma basit bir olay değil o dönemki İslam şeriatında sonu ölümle biten bir yargılamadır.
   İşte benim Gazali’ye birinci eleştirim onun filozofları tekfir etme anlayışıdır. Bu durum filozofların ensesinde Demokles’in kılıcı gibi durmuştur. TEKFİR kılıcı İslam dünyasında düşünürlerin çıkmasının önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. Açıkçası o dönemin siyaseti bu durumdan yararlandı. Her şeyi sorgulayan her şeyi merak eden vatandaştansa; “Vardır bir hikmeti” deyip işine bakan vatandaşı iktidarlar daha çok sever. Gazali’ye, siyaseten kazandı demem bundandır. 13. Yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde kitapları okutulan düşünürler yetiştiren İslam coğrafyası bu yüzyıldan sonra kendi etrafına taassubun, hurafenin kalelerini örmeye başlamıştır.
   Gazali’ye İkinci eleştirim de İHYA-YI ULUM-UD DİN adlı eseridir. Kitabın adını “Din İlimlerinin Diriltilmesi” diye çevirebiliriz. Bilimin, fen bilimleri ve din bilimleri diye ayrılması İslam dünyasının en büyük sorunlarından biridir. Adeta bir yıkımdır. Kuran’da “ayet”in anlamı sadece Kuran’ın cümleleri için kullanılmaz. Doğa kanunları da ayettir. “Ayet”in kelime anlamı işaret demektir. Yani ipucu. Anlamak için işaretleri takip etmen gerekir. Buradan yola çıkarsak varlık alemini, doğayı, evreni anlamakla Kuranı anlamak farklı şeyler değildir. Kuran, “Din İlimleri” kategorisi yaratılarak fen bilimlerinden ve sosyal bilimlerden koparıldı. Bir sürü cahil tip, din alimi olup çıktı insanların karşısına. Etrafınıza bakın. İslam coğrafyasında Din alimi denen adamlardan bol bir şey yok. Bu adamların insanlığa ne katkıları var.    
   Bana göre İslam coğrafyasının epey bir zamandır içine düştüğü acıklı durumun önemli tarihsel nedenlerinden biri de budur.

   Şimdi 13. yüzyıldan kalkıp günümüze olayı bağlayıveririm ama bu, zekanıza hakaret olur. Bundan sonra top sizde.  

1 yorum:

  1. Benimkisi yorum değil, bilmediğim bir konuda beni aydınlattığın için teşekkür ediyorum. Alaeddin Tandoğan.

    YanıtlaSil