Bence filmin garip bir
çekiciliği vardı ve bu çekiciliğin sadece görsellikle ilgili olduğunu
düşünmüyorum. Bazı duygular yaşıyorsunuz ve bence bunu bilinçli olarak yapmak
istemişler. Mesela dehşet bir sessizlik ve korkunç bir yalnızlık duygusu. Film
insanın ruhuna bu duyguyu zerk ederek başlıyor. Kamera açıları bu yalnızlık
duygusunu daha da pekiştiriyor. Sonsuz ve karanlık bir boşlukta yapayalnız
kalmak fikri insanı ürpertmeye yetiyor. Aşağıya bakıyorsunuz kızılca kıyametin
koptuğu dünya... ve sen yukarıda ürkütücü bir sessizlik ve yalnızlık içinde kalma
fikriyle adrenalin salgılıyorsun.
Bunun dışında, filmi
izlerken bazı yerlerde hiçlik duygusu sarıyor insanın ruhunu. Kocaman bir hiçlik. Çünkü
sonsuz mekan küçülüp kafana girmiş durumda değil de sen küçülüp sonsuz mekanın
içine giriyorsun. Ve düşünüyorsun:Voyager uzay aracı, uzayı keşfetme yolculuğuna 1977’de gönderildi. 36 yıldır inanılmaz bir hızla yol almasına rağmen güneş sisteminin dışına henüz çıkabildi. Şimdi bizden 18 milyar km uzakta. Uzayın sonsuzluğuyla kıyaslandığında sanki yerinde sayıyormuş gibi. Voyager uzayı keşfetme yolculuğundaki hızı bizim özgürlükleri keşfetme hızımıza benziyor. Hızlı gittiğimizi düşünüyoruz ama yerimizde seyrediyoruz. 36 yılda başörtüsü konusunu henüz çözebildik. Yol uzun, hızımız yanıltıcı. Keşfetmemiz gereken daha çok özgürlükler var. Ruhban okulunun açılması, cem evlerinin ibadethane sayılması, kadın hakları, ana dilde eğitim… Gücü eline geçiren özgürlüklere karşı kendince korku duvarı örüp bir lütuf bir ulufe gibi küçük küçük dağıtmaya çalışıyor. Neden Voyager Güneş sisteminin dışında, neden biz hala bunlarla uğraşıyoruz? Kafamızı kurcalaması gereken asıl soru bu?
Gördüğünüz gibi bir film
eleştirisinden siyasi konulara dümen kırıverdim. Bunu iyi yaparım. Yani konudan
konuya atlamayı… Kısacası Gravity iyi filmdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder