Bir güzele
Güzelliğini hatırlatmak isterdim.
Aynalardan evvel.
Filmden hatırımda kalan Muzaffer'e ait güzel dizelerden biri. Fakat dolu dolu şiir dinleyemedik. Belki Behçet Necatigil'den hiç olmazsa bir iki tane olabilirdi. Her neyse ben işin şiir tarafında değilim. Kelebeğin Rüyasını genel olarak beğenmekle birlikte söyelmek istediğim birkaç söz de olacak.
Film gerçekten görsel şölen, madenin kasvetini doğanın güzelliğini harika karelerle sunmuş. Yılmaz Erdoğan bunu hep yapıyor.
Oyuncu seçimi ve oyuncuların performansı için de söylenecek bir şey yok. Hepsi çok iyi.
Ama hikayenin işlenişi... Tam olarak nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Sanki Yılmaz Erdoğan'ın içine bir tutam Nuri Bilge Ceylan kaçmış, bir tatlı kaşığı Zeki Demirkubuz katılmış, yarım ölçek Mahsun sosu gezdirilmiş gibi... Yılmaz ki dramın içindeki mizahı görüp hikayenin acılığını mizah şurubuyla hafifletirdi. Her filminin sonunda her şeye rağmen tutunabileceğimiz bir umut dalı bırakırdı. İçimde ister istemez bu soru oluşuyor: Nereye gittin Yılmaz Erdoğan? Sen seyircini paramparça edip bırakmazdın. Ağlatmak için zorlamazdın? Acımız ne kadar büyükse de acımıza yenilmeyeceğimize dair bir sanatçı umudu bırakırdın geride... Bunları derken Rahatı Kaçan Ağaç'taki:
"Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgarı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı"
tadında bir eleştiri yapmaya çalışıyor, eline sağlık demeyi de ihmal etmiyorum. Ben yine de bundan sonra eski yalın Yılmaz Erdoğan'ı istiyorum. Dramla mizahı birbirine aşık etmiş, birini diğerinden koparmayacak kadar merhametli ve gerçekçi Yılmaz'ı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder