Fikir olarak olimpiyatlara taraftarım. Dünyanın bütün gelişmiş ülke ve şehirleri olimpiyat almak için çırpınırken siyaseti her tarafına bulaştırıp “ne kazandıracak ki bu olimpiyat” diyen anlayışla aynı noktada değilim. Türkiye’nin finale kalması büyük bir başarıdır. Bunu kendimize teselli olsun diye söylemiyorum. Ama ben olimpiyat komitesinde örneğin bir Peru’lu üye olsaydım oyumu Tokyo’ya verirdim. Bunu Türk düşmanlığından veya diğer siyasi sebeplerden dolayı değil, Tokyo hak ettiği için verirdim. Nitekim büyük bir farkla Tokyo kazandı.
Kazanamadığımız iyi oldu çünkü hedef süremiz uzadı. Bu iyi haber. Biz millet olarak oldubittiye alışığız. Ham meyvayı yemeye, cin olmadan adam çarpmaya. Ne diye olimpiyat istiyoruz ya da hangi yüzle. Halter dışında altınımız yok neredeyse. Atletizmde bir tane çıktı o da dopingli. Aslında sporcularımızın çoğu dopingli. Tesis yok, spor medyası yok. Skor ve futbol medyası var. Futbolun başında da dokunduğu her yeri kurutan bir adam var ve kimsenin buna itirazı yok. Okullarda sporun adı var kendisi hiç yok. Beden eğitimi dersleri göstermelik.
Bence hedefimiz devam etmeli. Bazıları eline kalem kağıt almış, olimpiyat için şu kadar harcama olur, şu kadar gelir elde ederiz gibi hesaplar yapmaya çalışıyor, yazık. Oysa spor yapanlar ülkesi, mutlu bir ülkedir. Spor özgüven ve barıştır. Mutlu, özgüvenli, barışsever insanlar ülkesinin fiyatı nedir?
Tabi ki varlıklı annelerin çocuklarını haftada iki saat havuza tenise ya da basketbola götürüp “çocuğuma spor yaptırıyorum” zannetmesini kastetmiyorum. Spor yapmak bir yaşam felsefesidir. Bunun adresi Spor Bakanlığı değil, Milli Eğitim Bakanlığıdır. Hele” kına yakmak” deyimli mesajlar atan spor bakanının işi hiç değildir. Olimpiyat iktidar ve muhalefete meze olacak bir konu değil. Peki neler yapılmalı ona da sonraki yazımızda değinelim. Çok bürokratik bir kapanış cümlesi oldu galiba… bu üslubu hiç sevmem ama yapıyorum bazen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder