16 Şubat 2014 Pazar

BİR YETENEĞİ YOK EDEN HOLLYWOOD


Rocky serisinin ilk filmini izlediğimde henüz ergendim. Diğer ergen hemcinslerim gibi filmin aksiyonu damarlarımızda hızla devinen kana karışıvermişti. Açık söyleyeyim ergenken bile sinemaya akranlarımdan daha derinlikli bir bakışım vardı. Rocky’nin ilk filminde  beni asıl saran daha farklı bir şey vardı ve ben o zamanlar adını koyamıyordum. Sanata, sinemaya, estetiğe bakışım olgunlaşmaya başladığında kendime göre bir cevap buldum. Aslında uzun zamandır bu cevap bende duruyordu ama ne bileyim şimdi paylaşayım dedim.

Rocky 1, Stallone’nin hem senaryosunu yazıp hem oynadığı ilk filmidir. Ve gerçekten harika bir filmdir.  3. Sınıf bir aksiyon filmi değildir. Hollywood’da birçok boks filmi yapılmasına rağmen hiçbiri Rocky etkisi yaratamamıştır. Bence bunda gerçekçi bir insan hikayesi yatmaktadır. Amerika’nın arka sokaklarında yani kaybedenler mahallesinde yaşanan bir diriliş öyküsünü yalın bir anlatımla abartıya kaçmadan anlatır. Sevdiği kadın Adrian, güzel bir kadın değildir. Eli McGraw mükemmel oynamıştır Arian’ı. Ona ulaşmaya çalışması hayatının merkezine onu koyması, buz pateni alanındaki diyalogları son derece gerçekçi ve samimidir. Galiba bu üst perdeden olmayan anlatım, sıcak içtenlik, içimizde bir şeylerin kıpırdamasında çok önemliydi. Ve filmin sonunda Apollo Creed’i yenemez. Burası çok önemlidir. Tersinden bakarsak Apollo, Rocky’yi yıkamamıştır. Bu mesaj Rocky açısından "Yenemesem de ayaktayım, direndim, yıkılmadım" mesajıdır. Yoksa Amerikan şampiyonunu yenmenin bir inandırıcılığı olmazdı. Ve maçın sonunda “Adrian.... Adrian” diye bağırır. İşte hikayenin lirik ve romantik sahnesi tam burasıdır. Bu sesleniş, ne seslenişi bu haykırış, aşkın zaferden daha büyük olduğu anlamını seyirciye armağan etmesidir. Gözlerin bir parça buğulanması da bundandır.

Rocky’nin ilk filmiyle umulanın üstünde başarı ve gişe yapan endüstri, tabi ki devam filmlerini çekmeye başladı. İşte bu devam filmleri için iyi şeyler söyleyemeyeceğim. Milyon dolarları olan Stallone, devam filmlerinde, ilk filmde olduğu gibi yüreğinin değil film endüstrisinin sesine kulak verdi. Yine senaryosunu yazdığı ve yönettiği Rocky 3 son derece berbat, beyazların zencilerden üstün olduğu alt metni olan, ırkçı bir filmdi. Rocky 4 ise soğuk savaş döneminin Ruslara karşı uyguladığı emperyal bir kara propagandaydı. Müziklerinin dışında elle tutulur bir yanı yoktu.

Aynı hislerim Rambo serisi için de geçerlidir. İlk Kan adındaki ilk filmi, Vietnam dönüşü Amerikan askerinin travmatik durumunu ve toplumdaki değersizliğini anlatan bir filmdi. Birkaç iyi replik okurdum ama lafı uzatmayalım isterseniz. Ayrıca kendine has bir dille savaş karşıtlığını ifade ediyordu. Ama maalesef Rambo 2’de, sanki önceki filminin mesajından özür diler gibi Vietnemlıları kötü gösteren tipik Hollywood goygoyculuğuna soyundu. Rambo 3 Afganlıları kurtardığı için Müslümanların hoşuna gitti tamam da sinema dili olarak tipik "İyi adam kötü adamı döver" ucuzluğunda bir filmdi. Daha sonra sadece paraya ve popüler kültüre hizmet eden filmlere yöneldi. Yani bana göre doğmakta olan bir yetenek, Hollywood’un o dönemki boğucu karanlığında yok oldu gitti. Bilmiyorum belki de bu yolu isteyerek seçmiştir. Mutluluk getirdi mi bilinmez ama belki de önüne konan Benjamin Franklin resimli dolarlara hayır diyememiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder