1988 yılıydı. Beyazıt Meydanının önünde toplanmıştık. Yumruklarımız sıkılı ellerimizi havaya kaldıra kaldıra slogan atıyorduk. Yanımda sevgili dostum Y.... vardı. Polis etrafımızı kuşatmış komiserin biri fırtınanın kopmaması için konuşma yolları arıyordu. İşte bu imkansızdı. Damarlarımızda büyük bir hızla devinen kan hiçbir sakin öneriyi kabul edecek durumda değildi. Davasına adanmış bedenler ve ruhları vardı sadece. Uyarılar işe yaramadı saloganlar dozunu artırarak devam etti. Polis her zaman olduğu gibi en iyi yaptığı işe koyuldu. Jopların biri kalkıp biri iniyordu. Biber gazından habersiz bir dönemin en etkili caydırıcısı joplar baldırlarda kafa ve gözlerde patlıyor büyük bir aksiyon sahnesi gerçek hayatta filme alınıyordu. Polis bazılarımızı yakalayıp minibüse bindirmeye başladı. Biliyorduk ki filmin çekimleri nezarette devam edecek. Ben ve sevgili dostum Y..... kaçmayı başardık. Sonradan anladım ki bu bir başarı değildi. Hala yakalanıp filmin devamında rol almadığıma hayıflanırım. Ertesi gün Hürriyet gazetesinin manşetinde çıkan kalabalığın fotoğrafında kendimi görünce bile yarım kalmış kahramanlığa sevinemedim. Basında joplanan gençler için ağlak yazılar görüyorum. Hayır hayır bunu yapamazsınız. Sen evet sen, karşıdan bakınca yerde sürünen kafası gözü yarılmış bir genç görürüsün ve ona acırsın. Eğer o gencin içine girebilseydin : inandığı davaya (bu dava ne olursa olsun) sadakatini göstermiş ve 18 yaş sınavını hakkıyla başarmış bir şovalyenin iç huzurunu görecektin. Bedenindeki yara bereyi de Lejyon Donör nişanı gibi bir ömür gururla taşıyacak. Zihninde anılar bölümünün en güzel yerinden zaman zaman çıkarıp şovalyelik günlerini hatırlayacak. Hayır ağlak yazılara hayır. Onları en iyi anlayanlardan biri olarak ben, becerebilseydim onlara bir destan yazardım.
1988 de hangi dava için orda toplanmıştınız derseniz söyleyeyim: Havyar zammını protesto ediyorduk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder