14 Ağustos 2013 Çarşamba

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN OLMAK

Gözüm matbuatın üzerinde. Bir Abdülhak  Hâmit Tarhan arıyorum. Tanzimat nesline, Meşrutiyet ricaline, Cumhuriyetin ilk çocuklarına bahşedilen bu lütuf bize de bahşedildi mi acaba diyorum. Abdülhak Hâmit’in  yanına hangi resmi koysam bir türlü içim ‘’Bizim Abdülhak Hâmit’imiz budur’’ demiyor, diyemiyor.
  Neden böyle bir işe kafa yoruyorsun, derseniz sebebim çoktur.
  Dik durmanın en güzel örneklerini sergileyen Nazım Hikmet’in : ‘’Hayatında hiç el öpmeyen ben, eğildim 80 yaşındaki bu delikanlının elini öptüm’’ demesine hayret etmişimdir. O Nazım Hikmet ki ‘’Öptüğüm El’’ yazısını yazmadan  7-8 sene önce ‘’Putları Yıkıyoruz’’ kampanyasıyla Abdülhak Hâmit’i hedef almıştı. Fakat zaman, genç Nazım’ı olgunlaştırmış, Abdülhak Hamit’in yıkılması gereken bir put değil eli öpülesi bir ‘’Şairi Azam’’ olduğunu fark ettirmişti.
  Sonra, elindeki kalemi yalın bir kılıç bir yeniçeri gibi Babali’deki herkesin üstüne çalan Necip Fazıl, Abdülhak Hâmit’e dokunmamış, dokunmak şöyle dursun arkasından destan yazmıştır. Şu cümlelere ne dersiniz;
"ŞÂİR-İ ÂZAM" lâkaplı Abdülhak Hâmid'i görünce insan, bunca İngiliz soylusu arasında Kraliçe Viktorya'yı hayran bırakan Bâlâ rütbeli bu Osmanlı Beyinin kıyafet ve tavır asaletine tutulmaktan kendisini alamıyor.
‘’Başka!     Şiiri tartışmasız en büyük olmamasına rağmen ‘’Şair-i Azam’’ ve ‘’Dahi-i Azam’’ ünvanları iki omzuna mareşal apoletleri gibi taktırmasını bilmiştir.
 Ayrıca!     İngiliz asilzadelerinin şıklığı, film yıldızlarının parıltısı ve salon adamı karizmasıyla girdiği her ortamda kadınların gözdesi olmayı başarmıştır.
Bununla birlikte!      Sadece edebiyat dünyasının, yazı insanlarının ve de kadınların değil onu tanıyan yabancı milletlerden insanların kalbinde de güzide bir yer edinmeyi bilmiştir.
Hatta ve hatta!     Geride bırakacağı büyük bir mirası ve hatırı sayılır zenginliği olmamasına rağmen 60 küsur yaşında olmasına rağmen 20’li yaşlardaki Lüsyen Hanım, Hamit’e gönlünü kaptırmış, onunla evlenmiştir. Yaş farkından dolayı sıra dışı bir evlilik olmasına karşın bu Hamit’te hiç sakil durmamıştır.’’
   Ve dahi!      Peyami Safa gibi bir edebiyat ve yazı gurmesinden: ‘’ Türk Edebiyatını kalpten kafaya doğru tekâmül ettirmiştir’’ övgüsünü almıştır.
  Filhakika!    Namık Kemal, abilik yaptığı bu çömeze bir gün: “ Ey Hamit, adından daha büyük unvan bilmediğim için  sana adınla hitap ediyorum.” demiştir.
  Ve nihayet!       80 küsur yıllık bir ömür sona erdiğinde mahallesi farklı farklı bir dünya insan, bu koca şairin arkasından saf tutmuştur. Tabutu yüzlerce binlerce farklı omuzda gezinmiş, mahşeri bir kalabalık onu son yolculuğuna uğurlamıştır.
  Böyle adamlar yüz yılda bir gelir, sırrınca 1852 doğumlu ‘’Dahi-i Azam’’ aramamım sebebi hikmeti de budur.
  Edebiyat alemine bakıyorum, Orhan Pamuk geliyor aklıma. E tamam yabancıların gönlünü kazandın, karizman ve yazıların da iyi. Yurdum insanının gönüllerine bakıyorum ara ki bulasın. Ya kadın dünyasındaki fetihler... Geçiyorum.
  Yaşar Kemal’i düşününce olacak bu iş herhalde diyorum. Bir süre sonra, nerde o salon adamı, nerde köylü çocuğu vasıflarını üzerinden atamayan büyük romancı diye iç geçiriyorum.
  Şair olarak İsmet Özal gözümün önüne geliyor. Fakat daha üzerinde düşünmeye fırsat bulamadan resim kayboluyor.
  Yüzlerine bakıp hemen diğerine geçtiğim resimler: Hilmi Yavuz, Selim İleri, Murathan Mungan...
Eğer Attila İlhan hayatta olsaydı belki onun için yaşayan dahi-i azam diyebilirdim… Heyhat…
  Edebiyat aleminde umduğumu bulamadığım için köşe tutmuş yazarlara doğru yol alıyorum.
  Karizma deyince aklıma Güneri Cıvaoğlu geliyor. Tamam hanımların ilgisi de malum. Al sana salon adamı, peki ötesi... Necip Fazıl’ın izinden gidenler ona bir destan yazar mı? Ya da Nazım’ın takipçileri ‘’eli öpülesi’’ adam der mi? İşte buralardan kaybediyor ve ben de arayışa devam ediyorum.
  Hemen aklıma Ertuğrul Özkök düşüyor. Öyle yazılar koyuyor ki tezgahına  başka başka mahallelerin akl-ı selim çocuklarını hayran bırakıyor. Bunu biliyorum Hâmit  gibi hayatın keyfini sürmesini de bilir mi? Anlayabildiğim kadarıyla bilir. Salonlarda da boy boy resim vermiştir. Biraz duruyor, kafamı kaşıyorum, yüzüm buruşuyor ve salonda olmakla salon adamı olmak arasında fark vardır diyorum, nerde  Hamit nerde Özkök…
  Peki Mehmet Barlas olmaz mı? Sohbetini yazılarından çok sevdiğim Barlas... Olacak belki ama Ertuğrul Özkök için bulduğum gerekçenin onun için de geçerli olduğunu düşünüyor ve diğer seçeneklere bakıyorum.
  Hızla Engin Ardıç geçiyor aklımdan. Yahu Engin Ardıç’ın elini Nazım’ın yandaşları bir bulsa, öpmek ne kelime, türlü türlü fantezilere alet edeceklerini adım gibi bildiğimden iyisi mi hiç düşünmemiş ol diyorum.
  İslami kesimden hiç isim saymadın derseniz, ben de oraya girmeyelim derim. Etrafa bir salon erkeği parıltısı yayabilmek ve kadınlara hafiften bir kalp çarpıntısı yaratabilecek bir karizmayı  nasıl buluruz o civarda. Kaldı ki böyle biri olmamak üzere bir gayretleri de var. Derseniz ki ey arkadaş, sen uyuyor musun, devir değişti, onlar da salonların müdavimlerinden şimdi. Salonda olmakla salon erkeği olmak meselesi çok başka…Ben gene de bir   Abdülhak Hâmit bulmak için torunlarını bir görelim derim.
Ya Hıncal Uluç? Hamit’in şiirindeki romantizm Hıncal’ın yazılarında yok mu? Evet var. Yaşama tutkusu, kadınların ilgisi… O da tamam. Lüsyen dersen o da var. Doğrudur, doğrudur da Hıncal’ın terazisi Hamit’i çekmez.
  Bir de Çetin Altan üstada bir bakalım. Artık o da uymazsa beyhude yorulmayayım olmayacak bu iş diyeceğim.
  Üstad,  Hâmit gibi 80’ini devirmiş bir delikanlı mıdır, Allah uzun ömür versin hiç şüphe yok. Devrimci günlerde çektiği sıkıntıların ona kattığı değer aşınmış mıdır? Dimdik yerinde duruyordur. Yazdığı yazıların haşmeti, sağın makul çoğunluğunu etkilemiş midir? Hem de derinden.
  Hâmit gibi ecnebi memleketlerde de namı yürümüş müdür? Hem de yedi düvelde.
  Peki şu karizma ve kadınlar konusunda ne diyeceksin?
  Düşünüyor, düşünüyor, düşünüyorum. Biz en iyisi bu işten vazgeçelim. Ne Hâmit’e ne Çetin Altan üstada haksızlık etmeyelim. Hâmit belleğimizde ‘’Dahi-i Azam’’ olarak kalsın. Çetin Altan da Çetin  Altan olarak. Sebebini sormayın adını koyamadığım bir şey var, nasıl anlatacağımı bilemediğim. Ben, en iyisi biraz daha bekleyelim derim. Saygılar sunarım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder