14 Ağustos 2013 Çarşamba

SUSKUNA METHİYE

   Barış içinde yaşamayı severim. İnsanları olduğu gibi kabul etmek gibi ilkelerim vardır. Makul ve masum hataları da insana yakıştırırım. Buna rağmen hiç hoşlanmadığım, uzak durduğum hatta içimden suratına tükürmek geçen tipler de yok değildir. Anlatayım...
     Henüz on yedi yaşındaydım. Bu cümleyi, yani bir önceki cümleyi “yaşımdayım” şeklinde de bitirebilirdim. “Yaşındayım” da diyebilirsiniz, “yaşımdayım” da… Zaten çok da gereksiz bir konudur. Bazıları bunlardan birinin doğru olduğunu düşünür ve dayatma içine girer. Bu tiplere çok kızarım. Ama kızarım derken yüzüne tükürmek istediğim tipleri kast etmiyorum. Bir de gereksiz ayrıntılara durup dururken girerek konuyu dağıtanlara kızarım. Ahmet Mithat Efendi ayakları işte… Eskiler “malumatfuruşluk” derler. Araya girip neler bildiğini gösterecek, güya okurunu bilgilendirecek. Örneğin, bir yazarın, sevmediği tipleri anlattığı bir yazıyı okumaya niyetlenmişsin. Bakalım ne diyecek diye konuya tam da odaklamışken yazar kardeş almış başını başka yerlere gitmiş. Abuk sabuk bir sürü şeyden bahsediyor. Bu tiplere de çok kızarım ama yüzüne tükürmek istediğim tipler bunlar da değil. 
     Her neyse, henüz on yedi yaşındayım. Çok fena bir şekilde deneme okuma konusunda gaza getirilmiş durumdayım. Koşup bir Montaigne ediniyorum kendime ve dikkatli dikkatli okumaya başlıyorum. Tecrübe tarlasından geçmemiş bir on yedi yaş, arabeskle karartılmış bir iç dünya, memleketi kurtarmaya çalışan bir cengaver ve Montaigne… Durumum bu.
     Montaigne yolculuğum sırasında bir cümleye rast geliyorum ve duruyorum. Cümleye hem şaşırıyorum hem de kızıyorum. Üstat dostluk üzerine yazdığı bir yazıda diyor ki: “Dostlarınızla dostluğunuzu yarın düşman olacakmış gibi yaşayın; düşmanlarınıza yarın dost olacakmış gibi davranın.”
     Kızıyorum çünkü inanıyorum ki, bir delikanlı, dostuyla asla düşman olmaz, olamaz. Olmadı üstadım diyorum, yanılmışsın. Gel zaman git zaman tecrübe tarlasından geçerken “öküz ölmüş ortaklık bozulmuş” eski dostların düşman olduğu manzaralar görüyorum. Manzara bu kadarla kalsa yine de bu konuyu kendime dert etmeyeceğim. Fakat bu düşman taraflardan biri, eski dostu aleyhinde konuşmaya başlayınca bende mide bulantısı, yüksek ateş ve titreme başlıyor.
     Diyelim ki düşman olmuş dostlardan konuşan haklı, suskun haksız. Hem de yüzde yüz haksız. Konuşan, eski dostlukları sırasında, eski dostunun adam deyip sadece ona verdiği sırları da ifşa ederek haklılığını ispat etmeye çalışıyor. Eski dostunun zaaflarını, günahlarını sayıp döküyor. Ne anılara saygısı var, ne de onunla geçmiş güzel günlerin kıymetini biliyor. Büyük bir ihanetin içinde. İşte bende suratına tükürme eğilimi yaratan tipler bunlardır.
      Ve hayatımda haksızın yanında yer aldığım tek yer o suskunun yanıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder