14 Ağustos 2013 Çarşamba

AMELE DEYİP GEÇME

 Hangi anne baba evladını  dörtçeker jiplerde havuzlu villalarda görmek istemez. Ve hangi genç, dizilerin de gaza getirmesiyle yüksek yüksek binalarda konuşlanmış holdingleri yönetirken kendini hayal etmez. Fidan gibi kızlar, yağız delikanlılar etrafında pervane olmuş... Resim hoş, çoban kulübesinde padişah rüyası görmek güzel.
        Bir de kişisel başarı kitaplarından alırsın, bir iki başarı hikayesi okudun mu işlem tamamdır diye düşünürsün. Kitabın kapağını açar açmaz önce dünyanın sonra güzel ve yalnız ülkemin  kodamanlarından bahsederler. Nasıl zengin oldum?hikayesi sarmıştır seni. Sıfırdan başlayıp zirveye çıkma rüyası muhteşemdir. Bu kodamanlarımız bol bol röportaj verip başarılarının sırlarını anlatmaya bayılırlar. Kendileri okumamışlardır ama üniversite okuyun derler. Çoğu yabancı dil bilmez ama en az iki dil derler; çoğunun sosyal hayatı sıfıra yakındır ama sosyal etkinliklerin içinde olun gibi laflar ederler. “Prezentabl” diye bir kelime bulmuşlar içini de bir sürü gereksiz detayla doldurmuşlardır. Prezentabl olmalısın, gibi yılışık tavsiyelerde bulunurlar. Sen de bin bir gayret, o ucube kelimenin içini doldurursun. Şimdi n’olucak? deyince, gel yanımda çalış derler. İşte filmin koptuğu yer burasıdır. Ne öldürür, ne güldürür maaşlarla paçayı kaptırdın mı rüya biter, çoban kulübesinde bulursun kendini.
        Şimdi dersen ki ey arkadaş, trajedimi güzel özetlemişsin de, senin elinde oynaman gereken başka bir senaryo mu var? Bana ailemin, okulumun, rehber öğretmenlerimin, başarı kitaplarının çizdiği rota budur.
        Bilirim sevgili genç kardeşim bilirim. Zihnin kuşatma altındadır. Tek yol devrim! Tek yol İslam! gibi sloganvari tavsiyelerle "Tek yol üniversite!" dediklerini iyi bilirim. Araç, amaç olmuş, üniversite putlaşmış, bilirim. Tamam sen ürkütme çevreni. Okuyabiliyorsan oku. Ama sakın çevrenin yüklediği anlamı yükleme. Gözünde ne kadar büyütürsen, hayal kırıklığında o kadar büyük olur. Üniversite okursam her problemi çözerim deme. Bazen okumak, ayağındaki en büyük pranga oluverir.
        Şu başarı kitaplarındaki padişah rüyasının gerçeğe döndürmek istiyorsan önce amele olmayı öğreneceksin. Amele deyip geçme. O hikayelerdeki adamların çoğu amelelikten gelmedir. Amelesi olmaya talip olmadığın hiçbir işin patronu da olamazsın.
        Uzay çağı, bilgi toplumu, internet nesli, prezentabl gençlik gibi tumturaklı laflara aldanma.  Acilen bir ahilik geleneğinden geçmen lazım. Ailenin yalıtılmış odalarından çık. Ameleler dünyasını, okuyamayanların oyalandıkları yer olmaktan çıkar. Şahsiyet kat oraya. Bilginle zekanla öyle aydınlat ki, yeni bir geleneğin dirilteni ol.
        Yok ben eğitimini aldığım işi yapmak istiyorum dersen; ahilik geleneğinin sana kattıklarıyla mesleğinde çoban yıldızı gibi parlayacağından kuşkun olmasın.
        İlerde bir gün başarı hikayeni anlatacağın röportajcılara; “Gençliğimde su sattım, simit sattım, kitap sattım, çay söyledim, koli taşıdım” gibi cümlelerle başlamalısın. Hadi göreyim seni.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder