14 Ağustos 2013 Çarşamba

OKUMAYA BİLİRSİN

Diyelim ki Milli eğitimin listelerinden yakayı kurtarabilmiş, sevgili öğretmenlerinin de yardımıyla dostlarının arasına kitabı da katabilmiş gençlik grubumuz var. Ve bu okumaya meraklı gençlerimiz, kitapçıların sahafların yolunu tutmuş mütemadiyen okuyorlar. Eski yeni demeden az satan çok satan ayrımı yapmadan ellerinden kitap düşürmüyorlar. Bu durumda sevinmeli miyiz? Tehlike geçmiştir diyebilir miyiz? Cevap: Evet sevinmeliyiz hatta sevincimizden havaya zıplayıp topuklarımızı çarpıştırmalıyız. Fakat birkaç tehlikeyi de mutlaka anlatmalıyız.
    O tehlikelerden biri başladıkları kitabı mutlaka bitirmek zorunda hissetmeleri. Hayır sevgili kitapsever dostum kimse seni -kendin bile- bunun için zorlayamaz. Üslupsuzsa, ayrıntıya boğmuşsa, anlaşılmaz olmayı seçmişse hiç çekinmeden cezalandır onu. Kapağını kapat ve uzaklaş ordan. Kapakta hangi ismin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Sinemada sıkıldığın bir filmde yarıda bırakıp gitmenden farkı yoktur. Kendine işkence çektirmenin hiçbir faydası yoktur.
    Fayda deyince aklıma geldi. Tehlikelerden biri de okurların “fayda”yı kafaya fena halde takmış olmalarıdır. Ne faydası, ders kitaplarından bahsetmiyoruz burda. Okuma bir eğlencedir. Keyfini sürmediğin bir okumadan ne faydası bulacaksın. Nefis yemekler yapar çeşit çeşit baharatlar katarız. Arzu ettiğimiz şey damağımızda unutulmaz lezzetler bırakmasıdır. Faydası varmış, mideye gittikten sonra çıksın ortaya, bana ne, insan olmanın en önemli farkıdır, güzelden, estetikten keyif almak.  Ama dersen ki benim mazoşist eğilimlerim var, bu işkenceye katlanmak isterim; ben de seçimine büyük saygı duyarım.
     Okuyanlar için tehlikelerden en büyüğü yakayı entelektüeller tarikatına kaptırmalarıdır. Burda tek bir tarikat yoktur. Şeyhleri ve uluları çeşit çeşit bir çok tarikat vardır. Döneminde çağdaşları tarafından çatır çatır eleştirilmiş bir yazara koruma kalkanı giydirmişlerdir. Her kitabında, her cümlesinde ayrı bir mânâ bulurlar ve kendilerinden geçerler. Eğer o yazarı beğenmezsen veya ona en küçük bir eleştiride bulunursan hemen seni dışlarlar.  O yazarların cümlelerinden alıntı yaparlar. Bu adamların yaptıkları papağanların yaptıklarından farksızdır. Franz Kafka’yı sevmeyebilirsin. Bir adamın sabah uyandığında böceğe dönüşüş olması ilgini çekmeyebilir. Albert Camus sana fazla karamsar gelebilir. Tolstoy’un boğucu betimlemelerinden bunalabilirsin. II.yeni’yi anlamsız bulabilirsin. Yahya Kemal’in şiiri fazla mekanik geldi bana, diye bir eleştiri geliştirebilirsin.
    Kısacası sevgili kitapsever dostum yazı alanında istediğin gibi at koşturabilirsin. Bu gün beğenmediğin bir şairden yarın zevk almaya başlayabilirsin. Gençken içinin almadığı bir yazarı kırkından sonra sevebilirsin. Sakın enteller tarikatına biat etme onların dolduruşuna gelme.
    Sevgili okurum, şükürler olsun ki mükemmel olmak gibi bir kusura sahip değiliz. İnsan olmanın bütün halleriyle yaşıyoruz.
     Yazarlar bir çiçek gibi; hepsinden bir şeyler alıyoruz. Sonra bir bal yapıyoruz. Kokusu, rengi, tadı bize ait. Ama tozunu veren hiçbir çiçeğe tapmıyoruz. Hepsi olması gerektiği kadar önemli, daha fazla değil. Hepsinden önemlisi hangi balı seçeceğine sen karar veriyorsun. Her şey senin için yapılıyor. Her şey seninle anlamlanıyor. Veysel’e kulak verelim:
Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Zekanı hiçe sayıp dizelerden bir ders çıkaracak falan değilim. Böyle bir densizlik ne haddime. Son bir cümle söylemek isterim. Sevmediysen okumayabilirsin hem de hiç okumayabilirsin! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder