14 Ağustos 2013 Çarşamba

ÇOKTAN SEÇMELİ KAYIPLAR

Üniversite yılları ve İzmir… böyle bir girişten sonra bin bir türlü yazı yazabilirsiniz. İzmir’de üniversiteli olmak, başlı başına bir yazı konusudur. Neyse ben konuyu dağıtmadan kısa bir anıyla işe koyulayım.
     Evet İzmir’deyim. Yer Şirinyer.  Fakülteme gitmek için durakta otobüs yolu gözlüyorum. Otobüs dediğiniz şey, bilirsiniz, aramakla bulunmaz. Beklemezsin, otobüsten geçilmez. Her neyse tek başıma uzun denebilecek beklemeden sonra ufukta görünüyorlar. Ben bir tane beklerken dört tane art arda geliyor. Hasretle yolunu gözlediğim otobüslere binmek için el sallıyorum. Nasıl bir el sallamaysa hepsi de durağa gelince arka arkaya duruyor. İlk sıradaki otobüsü beğenmiyor ikinciye doğru gidiyorum, ikincinin kalabalık olduğunu görünce en iyisi üçüncüye bineyim diyorum. Üçüncünün biraz uzaktan geçecek bir otobüs olduğunu fark eder etmez, dördüncüye gideyim diye niyetleniyorum ama o hareket ediyor, hemen öndekilere doğru koşayım derken bakıyorum onlar da ikinci vitese takmışlar bile. Zavallı ben, dört otobüsün geldiği duraktan birine bile binemeden oracıkta kalıveriyorum.
    Hazır söz otobüsten açılmışken, asıl konuya geçmeden önce üniversite yıllarına ait bir otobüs hikayesi daha anlatayım.
-Otobüsler ile ilgili ne kadar doluymuşum.- Bir yerden bindiniz diyelim otobüse, baktınız bir tane boş yer var. Hemen alelacele oraya doğru koşturur, kimseye kaptırmadan oturursunuz. İçinizde müthiş bir rahatlama duygusu oluşur. Artık yer iyiymiş kötüymüş ya da yanındaki düzgünmüş veya sığırın tekiymiş önemli değildir.
    Filmi geri alalım. Tekrar bindiniz otobüse. Bir baktınız bir sürü boş yer var. Tam o sırada büyük bir huzursuzluk yakanızı bırakmaz. Acaba nereye otursam? Önde rahat edebilir miyim, arkaya güneş gelir mi, şuradaki adam bitli olabilir onu geç, şunun tipini beğenmedim, şura boş ama teker üstü- vesaire vesaire… Gideceğin on dakikalık yer sus da otur işte…
    Ya da çeşidi bol mağazalardan çıkamayan hanımefendiler… Seçeneğiniz boldur. Şu iyiymiş ama öteki de çok güzel durdu. Son giydiğim daha mı iyi oturdu ne? Birini seçip aldınız. Huzursuzluk yakanızı bırakmaz. Acaba ötekiler daha mı iyiydi, aldandım mı acaba?
   Üç yerden iş teklifi aldınız. Azap başladı demektir. Hangisi bana daha uygun? Kariyerim açısından nereye gitsem iyi olur? Sorular, sorular, sorular…
   Hep düşünmüşümdür, hayatın bize bol seçenekler sunması ruh sağlığımız açısından iyi bir şey midir? Motivasyonumuz tek seçenekte daha mı yüksek oluyor ne? Çalışma hayatı kafası karışık bir dünya insanla dolu. İşine motive olamamış. Hep diğer seçeneklerin huzursuzluğuna mahkum. Zanneder ki diğer işi yaparsa köşeyi dönecek. Gözü hep karşı pencerede. Elindeki seçeneği bırakma cesareti de yoktur. Hayalinde yarattığı öteki için, huzurunu elde edemediği için kendini yiyip bitirir. Bilmiyor ki karşı penceredeki de ona aynı gözle bakıyor.
Bana sorarsanız teldeki kuşun hayalini kurmaktansa eldekinin kıymetini bilmek yeğdir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder