Kendi çocuklarının madenin yakınından bile geçmesine izin vermeyen adamlar, başkasının çocuklarına bu zulmü nasıl reva görürler anlayamam?
Ciğerlerinin ömrünü yarıya indiren kömür tozunu, karanlığı, sıcağı geçtim bir de grizu denen lanet, kalleş, sinsi bir gazla yaşamak ya da hayatta kalmaya çalışmak zorundalar.
Bu sinsi, bu lanet, bu kalleş gaz ölüme susayınca inenleri bırakmaz yukarıya. İşte o zaman etrafta timsahtan bol bir şey göremezsin. Klişe laflar, sahte üzüntü rolleri… Bu sahne, zalimlere nefretini daha da artırır. Mizansen birkaç hafta devam eder, sonra “ Germinal” romanı kaldığı yerden devam eder.
İlkel kabilelerde her yıl tanrılara kurban edilen genç kızlar misali bu gayya kuyuları kurbanlarını çeker alır. Yetkililer- ki bu kelime bende hep bir baş ağrısı, mide bulantısı hissi yaratır.- ortam yatışıncaya kadar sorumlu ararlar. Kızışan yürekler soğur. Trajedi bütün acılığıyla devam eder. İşçiler madene, korku ve endişe yakınlarının yüreğine tekrar iner. Gayya kuyuları yeni kurbanlarını alıncaya kadar, inenlerin yüzleri, indirenlerin kalpleri kararmaya devam eder.
Hepsinden acısı bu trajediye şahit olduğun halde onu durduracak güce sahip olmayışındır.
Hepsinden acısı açık ocaklarda iş makinalarıyla yeterli kömür çıkarılmasına rağmen bazıları daha lüks arabalara binip iyi evlerde otursun diye bu gayya kuyularının vicdansızlara verildiğini bilmendir.
Hepsinden acısı umut beslediğin insanların bu durumu görüp de yaralanmadığına şahit olmandır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder