Hayatımın en güzel günleri karne aldığım günlerdi. Senaryo düşündüğünüz gibi değil. Kenarına takdir veya teşekkür belgesi iliştirilmiş bir karnem olmadı. Bazen ilk sömestir kırıklarla geldiğim de olmuştu. Buna rağmen okuldan alamadığım TAKDİR'i her zaman babamdan almışımdır. Sevgili dostum ve babam Terzi Abdullah, benim Ayşeyle Fatmanın arsındaki yaş farkını bulup bulamadığımla ya da dağların hangi bölgede denize dik hangi bölgede paralel uzandığını bilip bilmememle hiç ilgilenmedi. Ama üniversiteyi kazanamadığım ilk yıl arkadaşlarımla tatile gitme fikrinden vazgeçtiğim için çok kızmıştı. Hayatı ertelemeye asla tahammül etmezdi. Babam için yarın diye bir şey yoktu.
Evet bir terzi dükkanında hikayeler dinleyerek büyüdüm. Babam bazen Nasrettin Hoca'ya dönüşür, bazen Dede Korkut'a bazende Hacı Bektaş'a... İçimde birikmiş öfke, nefret ve egolar o hikayelerin seline kapılır giderdi. Memlekette ne kadar meczup, gariban varsa o terzi dükkanında yeri olduğunu bilirdi. İnsanlar arasında ayrım yapmamayı orda öğrendim. Bazı müşterilerimiz veresiye defterine borcunu kendi yazar kendi silerdi. Hesap yapmadan insana güvenmeyi orda öğrendim. Ailemizin üzerine kara bulutlar çöktüğü yıllarda acıya karşı dik durmayı, kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeyi, sabır denen kelimenin ne anlama geldiğini orda öğrendim. Zarar etsen bile müşteriyi kandırmamayı, en büyük erdemin iş ahlakı olduğunu orda öğrendim. Para biriktirmektense dost ve itibar biriktirmeyi de... İnsan hatalarıyla insandır, hatalara hoşgörüyle bakmayı da orda öğrendim.
Benim gerçek üniversitem o terzi dükkanıdır. Hocalarım da o dükkana girip çıkan okulsuz bilgelerdir. Baba olma ruhunu taşıyan herkesin babalar günü kutlu olsun... ve tabi ki senin de sevgili Terzi Abdullah...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder