Dalgalar kıyıya büyük bir aşk ve heyecanla vurur. Bayram yerine giden çocuklar gibi...Fakat geri dönüşleri mahsun ve sakindir. Aradığını bulamamanın hayal kırıklığını yaşıyorlar gibi gelir bana. Denize geri dönüşleri bundandır diye düşünürüm. Her yıl akademik dünyanın kıyılarına dalga dalga binlerce öğrenci vurur. Aynı sahne orada da tekrar eder. Aradığını bulamamanın hayal kırıklığı yüzlerine yansımış binlerce öğrenci... Çünkü akademik dünya alabildiğine sıkıcıdır. Bilimin asık suratıyla muhatap olurlar ilk önce. İçini hayal dünyalarıyla zenginleştirdikleri "profesör" kavramının gerçeğiyle tanışmaları da hüzünlüdür. Sonra akademik dünyanın kitapları... Ah o kitaplar! İçinde 30 sayfalık işe yarar bilginin olduğu, şişirilmiş 300- 500 sayfalık kitaplar...Çünkü bu zevat kitap yazmanın hesapsız kitapsız, doğaçlama bir iş olduğundan habersizdir. Anlatacakları kavram her neyse kelime anlamından, tarihçesinden, gelişim ve değişim süreci gibi bir sürü ıvır zıvırdan bahsederler. Kendi yarattıkları ikonların görüşlerini aktarırlar. "Hepsini sildim defterden ben onlara rağmen böyle düşünüyorum" diyemezler. Böyle olduğu için o sıkıcı kitapları not tehdidiyle sadece öğrencilerine satarlar.Üslupları yoktur. Bırakın diğerlerini edebiyat bölümündekiler bile roman ve şiir okumazlar. Bu yüzden anlatımlarında heyecan, estetik ve duygu yoktur. "Fayda"yla kafayı bozmuşlardır. Kendi aralarındaki sohbetlerde dedikodunun ağırlığı bir hayli fazladır. Öğrencilerin bu kıyılardan geri dönüşlerindeki hüznün sebebi bundandır. Filhakika içlerinde az da olsa istisnaları vardır ve onlar gönlümüzün misafir odasında ağırlanırlar. Onlar bizim keyfimizi sürer biz onların
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder