Dün İstanbul şehir
tiyatroları programı geçti elime.(Mayıs 2014.. Tarihe de not düşelim.) Listeye baktım ve dedim ki; hala tiyatroya
gidenlerin olması bir mucize. Bence şu şehir tiyatrolarının başında kimler
varsa yatıp kalkıp dua etsinler, bize rağmen seyirci var diye.
Neden böyle diyorum
anlatayım. Şu oyunlara bir bakalım: VİŞNE BAHÇESİ. 1850’lerin Rus oligarşik yapısını
sosyalist bir gözle ele alan ve yıllardır kusturuncaya kadar izletilen tiyatro
putu. Bunlar da bizim geçmiş tapınıcısı edebiyat tayfasının tiyatrocu versiyonu.
Sonra Aziz Nesin’in TOROS
CANAVARI, YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ. Haldun Taner’in GÖZLERİMİ KAPARIM VAZİFEMİ
YAPARIM. Turan Oflazoğlu’ndan KÖSEM SULTAN. Sonra tabi ki Shakespeare’den bir
oyun. ( Shakespeare sahnelemezlerse Allah taş eder.) Sonra adını sanını
duymadığımız bir sürü yabancı yazardan çeviri oyunlar. Benim yukarıda sözü
geçen adamlara büyük saygım var çünkü bunlar yaşadıkları dönemde geçmiş
tapınıcılığı yapmayıp çağının insanını, olaylarını yazmış, sahnelemiş ve
eleştirmişler. Bu oyunları da kötülemiyorum. Zamanında tutmuş. Ben sadece
soruyorum. Lafa gelince tiyatro toplumun aynasıdır. Bana beni gösterirdi hani. Kendimi
en yalın halimle orada bulurdum. Ben bu oyunlarda nerdeyim. Yabancılaşma efekti
diye bir tiyatro terimi vardır. Ben size söyleyeyim. En çok yabancılaşma
efektini tiyatroya giden seyirci yaşıyor.
Bütün bunlara rağmen
insanlar tiyatroya gidiyor çünkü “Tiyatroya gitmek lazım” gibi bir anlayışa
sahip. Okullar üniversiteler teşvik ediyor falan… Sonra tiyatrolar zor durumda,
mutlaka gidin gibi ağlak yazılar çiziler… Ben gitmiyorum artık. Sanatı
desteklemeli değil miyiz? Değiliz. Siz desteklediğiniz sürece bu ortaçağ hali
değişmeyecek. Ben bu oyunlar için “Tiyatro afyondur.” diyorum. Günümüzün Haldun
Tanerleri Aziz Nesinleri çıkıp 2000’lerin insanını olaylarını estetik bir
biçimde anlatıncaya kadar da gitmeyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder