Dizilerin putu, kötüleri
olması gerekenden güçlü ve akıllı, iyileri olması gerekenden zavallı
göstermesi.
Sezai Karakoç’un putu,
yaşadığı halde kendini ölü zannetmesi ve hiçbir insani davete icabet etmemesi.
Nuri Bilge Ceylan’ın putu, seyirciden
nefret etmesine rağmen sinema yapması.
Adanmışın putu, adandığı
fikrin koruyucu donuk kullar yerine, ona değer katacak kaliteli bireyler
talebini anlamaması.
Kötü işletmecinin putu,
çalışanını mutsuz edip maliyetleri kısarak, müşteri memnuniyetini sağlayacağına
inanması.
İyilikçinin putu, iyilik
yaptığı kişiden mutlaka bir karşılık bekleme huysuzluğu.
Annelerin putu, okulların
kalitesizliğini görmelerine rağmen, çocuklarının ve kendinin mutluluğunu sadece okul
notlarında aramaları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder