Morgan
Freeman ve Jack Nicholson'ın oynadığı “ŞİMDİ ya da ASLA” filminde birkaç sahne vardır: Hatırlayın
Mısır’da bir piramidin en tepesine çıkarlar… En içten konuşmayı orada yaparlar.
Bazı gerçekleri orada kavrarlar. Sonra Everest'in tepesine çıkmaya karar verirler. En çok istedikleri şeydir… Sonra özel
uçakla kuzey kutup dairesinin üzerinden geçerler. Tam o noktada hayata dair
birçok farkındalıkları oluşur. Gökyüzünden paraşütle atlarlar falan…Neden hep
yüksekteler, hep zirveler... Ne arıyorlar orada…
Bence cevap şu: Yıllarca yerlerde o kadar
sürünmüşlerdir ki geçmişlerinin sürüngenliğini ancak zirvelerde dolaşarak
telafi edeceklerini düşünürler. Kanser, suratlarında bir tokat gibi patlamış ve
sürüngenlikten kurtulmak için ellerini çabuk tutmalarını söylemiştir. Oysa hayattayken
yükseklerin farkına varmaktır önemli olan. (Pek özlü söz modunda oldu)
(Kanser
ve tokat dediniz de aklıma geldi. Anti parantez söyleyeyim. Kurosawa’nın “İKURU”
filmi de insan suratında sağlam iz bırakan bir tokattır.) Her neyse. Piramidin tepesinde
yaşayacağın adrenalinin binde birini kaldırımın tepesinde bulamazsın. Fakat
sevgili dostum, piramidin tepesine uçarak gidemezsin, basamakları birer birer
çıkacaksın. Metaforun tadını kaçırmadan dümeni kıralım
Tanpınar’a…
Roman
piramidinin zirvesinde bulacağın kişi Ahmet Hamdi Tanpınar ve muhteşem romanı
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’dür. Yarattığı olağanüstü karakterleriyle... Muhteşem
üslubuyla... Derinliği mağmaya varan ironisiyle... Toplumun kılcal damarlarını bile
görebilecek bakışı ve harika gözlem gücüyle… Acele etmeden ama geç de kalmadan…
Basamakların tadını çıkara çıkara… Şimdiden haber vereyim dedim. geç kalırsan yeterli zamanın olmayabilir... Sizin "Bucket List"inizde bir madde olsun Tanpınar diye düşündüm, hepsi bu. İyi yolculuklar dilerim… (Gördüğünüz gibi konuyu nerden nereye bağladık. Benim üslubum da biraz savruk böyle)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder