21 Kasım 2015 Cumartesi

DAMARLARIMIZDAKİ ÖLÜMCÜL VİRÜS: ROMANTİZM

   Bir doktorun karısısın ey Madam Bovary.  Kocan Charles, bir dediğini iki etmeyen sadık bir adam. Bildiğimiz kadarıyla herhangi bir hemşireyle de dedikodusu çıkmamış. Ben kasabada yaşayamam dedin -çıktığın yeri beğenmeyip – Paris’te yaşamak istiyorum dedin. Ona da eyvallah dedi. Ne güzel! Bir kızınız oldu ben yetemem dedin hizmetçiler tuttu. Paris’te balo dedin eğlence dedin her yere götürdü. Şimdi Charles’a bir şey diyebilir misin?
   Peki o zaman Emma Bovary, kocasını neden aldattı? Madam Bovary’yi, kocasını aldatan kadın romanı zannedenler romanı hiç anlamamışlar. Böyle bir roman okumak istiyorsanız Ahmet Altan’ın ALDATMAK adlı romanını okuyabilirsiniz. Hani özellikle kadınlar pek sevmişti. Bastırılmış duygular falan… hayır, hayır. Madam Bovary öyle bir roman değil. Bana biraz zaman verin bakın nereye bağlayacağım.
   Flaubert (kitabın yazarı) bu parantez olayına girmemeliydim biliyorum ama bir anda oldu. Neyse Flaubert, romanda en son Emma’yı eleştirir. Asıl sorduğu soru şudur: Emma neden aldattı? Flaubert, insanoğlunu en ölümcül zehirle zehirleyen romantizmi eleştirir. Vay canına romantizm gerçekten ölümcül bir akım mıdır? Flaubert’e hak verebilir miyiz? Bence Flaubert haklıdır, hem de sonu a kadar. Neden mi? Anlatayım…
   Romantizm, insanın bin farklı boyutunu iki boyuta indirir. İnsanı ya odun ya pırlanta yapar. Hayvana yaklaşmasına bir adım kalmıştır. Evrimin bütün gelişimini reddeder. İdeal tipler kötü tipler: Romantizmin insan tanımı budur.
Peki insanlar neden romantizme hayrandır? Cevap: Kafa yormayan bir tanımlamadır. İnsan denen gizemi asla çözmeye çaba harcamaz. İnsanı anlama zahmetine girmek istemeyen kuru kalabalıklar romantizme koşar.
   Dönelim romana. Emma sürekli romantik romanlar okuyan bir kadındır. Romandaki erkekler idealize edilmiş, sürekli aşk düşünen ve kadını mutlu etmekten başka hayatta hiçbir amacı olmayan Kazanova’lardır. Emma, balolarda karşısına çıkan Rudolph ve Leon’u da öyle zanneder. Flaubert, bu romantik zamparaların içi boş tipler olduğu gerçeğini Emma’nın ama aslında okurun suratına çarpar. Tam o anda yumruklarını sıkar “Yaşasın Realizm!” diye bağırasın gelir.
   Romandan fazla bahsetmeyeyim de neler olup bittiğini kendi gözünüzle görün. Romantik oltaya takılan balıkların nasıl can çekiştiğine kendiniz şahit olun.
   Günümüzde romantik romanların karşılığı dizilerdir. Aynı etkiyi bu sefer dizilerde görüyoruz. Evet, diziler seviliyor çünkü orada da ideal tipler ve kötüler var. O kadar prototip o kadar naylon tipler ki ya delicesine seviliyor ya da ölümüne nefret ediliyor. Bu kadar. Kadın erkek fark etmiyor, dizilerde gördüğümüz ama etrafta bulamadığımız jönler, güzeller mutsuzluğun ana kaynağıdır. Romantizm katıksız yalandır. İnsanların geneli yalanı seviyor. Hem de yüzyıllardır.

   Hayatı boyunca iyi ve kötü tipten başka hiçbir şey yazamamış Aleksandr Dumas malikanelerde yaşardı. Buna karşın eserlerine “İNSANLIK KOMEDYASI” adını veren ve yüzlerce karakter yaratan Balzac küçük bir çatı katında ömrünü geçirdi. Bu da İNSANLIĞIN TRAJEDİSİDİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder