Bir doktorun karısısın ey Madam Bovary. Kocan Charles, bir dediğini iki etmeyen sadık
bir adam. Bildiğimiz kadarıyla herhangi bir hemşireyle de dedikodusu çıkmamış.
Ben kasabada yaşayamam dedin -çıktığın yeri beğenmeyip – Paris’te yaşamak
istiyorum dedin. Ona da eyvallah dedi. Ne güzel! Bir kızınız oldu ben yetemem
dedin hizmetçiler tuttu. Paris’te balo dedin eğlence dedin her yere götürdü.
Şimdi Charles’a bir şey diyebilir misin?
Peki o zaman Emma Bovary, kocasını neden aldattı? Madam
Bovary’yi, kocasını aldatan kadın romanı zannedenler romanı hiç anlamamışlar. Böyle
bir roman okumak istiyorsanız Ahmet Altan’ın ALDATMAK adlı romanını
okuyabilirsiniz. Hani özellikle kadınlar pek sevmişti. Bastırılmış duygular
falan… hayır, hayır. Madam Bovary öyle bir roman değil. Bana biraz zaman verin
bakın nereye bağlayacağım.
Flaubert (kitabın yazarı) bu parantez olayına girmemeliydim
biliyorum ama bir anda oldu. Neyse Flaubert, romanda en son Emma’yı eleştirir.
Asıl sorduğu soru şudur: Emma neden aldattı? Flaubert, insanoğlunu en ölümcül
zehirle zehirleyen romantizmi eleştirir. Vay canına romantizm gerçekten ölümcül
bir akım mıdır? Flaubert’e hak verebilir miyiz? Bence Flaubert haklıdır, hem de
sonu a kadar. Neden mi? Anlatayım…
Romantizm, insanın bin farklı boyutunu iki boyuta indirir.
İnsanı ya odun ya pırlanta yapar. Hayvana yaklaşmasına bir adım kalmıştır.
Evrimin bütün gelişimini reddeder. İdeal tipler kötü tipler: Romantizmin insan
tanımı budur.
Peki insanlar neden romantizme hayrandır? Cevap: Kafa
yormayan bir tanımlamadır. İnsan denen gizemi asla çözmeye çaba harcamaz.
İnsanı anlama zahmetine girmek istemeyen kuru kalabalıklar romantizme koşar.
Dönelim romana. Emma sürekli romantik romanlar okuyan bir
kadındır. Romandaki erkekler idealize edilmiş, sürekli aşk düşünen ve kadını
mutlu etmekten başka hayatta hiçbir amacı olmayan Kazanova’lardır. Emma,
balolarda karşısına çıkan Rudolph ve Leon’u da öyle zanneder. Flaubert, bu
romantik zamparaların içi boş tipler olduğu gerçeğini Emma’nın ama aslında
okurun suratına çarpar. Tam o anda yumruklarını sıkar “Yaşasın Realizm!” diye
bağırasın gelir.
Romandan fazla bahsetmeyeyim de neler olup bittiğini kendi
gözünüzle görün. Romantik oltaya takılan balıkların nasıl can çekiştiğine
kendiniz şahit olun.
Günümüzde romantik romanların karşılığı dizilerdir. Aynı
etkiyi bu sefer dizilerde görüyoruz. Evet, diziler seviliyor çünkü orada da
ideal tipler ve kötüler var. O kadar prototip o kadar naylon tipler ki ya
delicesine seviliyor ya da ölümüne nefret ediliyor. Bu kadar. Kadın erkek fark
etmiyor, dizilerde gördüğümüz ama etrafta bulamadığımız jönler, güzeller
mutsuzluğun ana kaynağıdır. Romantizm katıksız yalandır. İnsanların geneli
yalanı seviyor. Hem de yüzyıllardır.
Hayatı boyunca iyi ve kötü tipten başka hiçbir şey yazamamış
Aleksandr Dumas malikanelerde yaşardı. Buna karşın eserlerine “İNSANLIK
KOMEDYASI” adını veren ve yüzlerce karakter yaratan Balzac küçük bir çatı
katında ömrünü geçirdi. Bu da İNSANLIĞIN TRAJEDİSİDİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder